BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHİM
![]()
Aziz ALLAH’ımı
hürmetle selamlıyor, önünde eğiliyor, secdeye kapanarak aczimi, bir
hiç olduğumu, kusurlarımı ve daima O’na muhtaç bulunduğumu
itiraf ediyorum…
Bütün mülk O’nundur, hamd O’na
mahsustur, hiçbir ortağı ve benzeri yoktur…Kahredici
sultan, güçlü padişah, alemlerin sahibidir…O’na karşı gelinmez,
hükmünü herkese tatbik eder.
Sevilmeye layık en
büyük dost, en vefalı arkadaş, tek Yaratıcı, eşi
bulunmaz hazineler sahibi O’dur. Her şeyimizle O’na muhtacız, bize
saadetleri O verir, maddi ve manevi O
zengin eder, iki cihanın belalarını O def eder.
Ey Evladım…Yüce
ALLAH’ımı nasıl anlatabilirimki…Kim anlatabilirki…İnşallah bir gün sevilir, HAK dostu olursan, o zaman makamın kadar
anlayabilirsin. O’nu anlatmakta bütün kelimeler kifayetsiz kalır.
Şu kısa cümlelerden sen zekan, aklın, ilmin, tecrüben kadar
manalar çıkarmaya ve
eşsiz Yaratanımızı tanımaya
çalış…
HAK yolu üstün bir gayret,
harika bir çalışma, öz temizliği, fedakarlık,
asil insanlık, muazzam bir sevgi ve bu sevgiyi muhafaza etmek etmek için
titizlik göstermeyi icap ettirir.
HAK sevgisi, çölde gül yetiştirmek gibi meşakkatli, yüksek
disiplin isteyen ve ancak büyük bir aşkla taşınabilecek
eşsiz hazinedir. Kıymetini bilmek, icaplarına göre dikkatli
yaşamakla mesafeler alınır…
Bu aziz yolda geceler
uykusuz, gönüller yaralı, gözler yaşlı ve kalpler gam yüklenir…
Her yiğidin hemen
koşabileceği bir vadi değildir. Aşkı, sevdası
harika kimseler yürüyebilir…Bu aşkı iste…Bu
sevdayı ikram etmesi için yalvar.
İşte
aşağıda O’nu bir çok sırlarıyla bize tanıtan,
perdeleri aralayan bazı nadide ayetler.Tevekkül,
teslim, rıza, sabır gibi dinimizin, tarikat ve tasavvuf yolunun
inceliklerini açıklayan cümleler…Fakat tembelce yatıp,
çalışmadan, tedbirleri yerine getirmeden, amel işlemeden
beklemeye tevekkül ve teslim demeyesin.
İş hususunda istişare et.
Ondan sonra karar verdinmi,artık ALLAH’a güven ve dayan,şüphesiz ki
ALLAH RABBİNE güvenip dayananları sever…(Al-i İmran suresi 159)
ALLAH bize yeter ve ne güzel
vekildir…(Al-i İmran suresi 173)
Onun için onlardan yüz çevir.ALLAH’a güvenip dayan. ALLAH vekil olarak yeter…(Al-i İmran suresi 81)
Eğer inanıyorsanız ALLAH’a güvenin…(Maide
suresi 23)
De ki: ALLAH’ın
yazdığından başkası başımıza gelmez.O bizim MEVLAMIZ’dır.Onun için müminler yalnız ALLAH’a güvenip dayanmalıdır…(Tevbe suresj 51)
Habibim,sana inanmaktan yüz çevirirlerse de ki: Bana ALLAH yeter.O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.Ben ancak O’na güvenip dayandım.O,büyük arşın sahibidir…(Tevbe
suresi 129)
Hüküm
ancak ALLAH’ındır.Ben ancak O’na güvenip dayandım.Tevekkül edenler
de yalnız O’na güvenip dayanmalıdırlar…(Yusuf suresi 67)
Öyleyse O’na ibadet
et ve O’na güvenip dayan…(Hud suresi 123)
Hem biz ne diye ALLAH’a dayanmıyalım,bize dosdoğru yolları O göstermiştir.Bize yaptığınız eziyetlere elbette
katlanacağız.Tevekkül edenler
yalnız ALLAH’a güvenip dayanmakta sebat etsinler…(İbrahim suresi 13)
HAK yolunda
sabreden ve sadece RAB’lerine güvenip dayanan kimselerdir…(Nahl suresi 42)
Aziz ve merhametli olan ALLAH’a güven…(Şuara suresi 217)
De ki: ALLAH bana yeter.Güvenenler ancak O’na güvenirler…(Zümer suresi 38)
Kim ALLAH’a güvenip tevekkül ederse O’na yeter…(Talak suresi 3)
ALLAH her şeyi yaratandır,her
şeye vekildir…(Zümer suresi62 )
TAKVA-
VERA- ZÜHD- TEVEKKÜL- SABIR- ŞÜKÜR- RIZA- FAKR- HAVF- RECA- TEFVİZ-
TESLİM
İŞTE…
HAKİKİ TAKVA…
Bir talebe, bir imama giderek: “Bana takvayı öğret, takva hayatı yaşamak
istiyorum” demiş. Kendisinde bu hayatı göremeyen imam efendi,
başka bir hoca efendiye gitmesi için talebeye adres vermiş.
Kendisinde takva ölçüleri göremeyen bu hoca da talebenin filanca çiftçiye
gitmesini söylemiş. Çift süren derviş kılıklı
adamın yanına yaklaşan talebe meramını tekrar
etmiş.
Çiftçi ise şöyle cevap vermiş: “-Biraz önce
gelseydin sana takvanın ne demek olduğunu, takva hayatının
nasıl yaşayacağını anlatırdım…Maalesef
geç kaldın oğlum…
-Az önce
elimdeki saban ile tarla sürerken öküzleri fazla zorlamış
olacağım ki, komşunun tarlasına girerek, sabanın
demiri ile benim tarlama bir kaç kürek toprak getirdiler…Ayar
bozuldu, takvam bozuldu. Ben sana takvayı ve takva hayatı
yaşamayı nasıl anlatayım…”
Takva
iki çeşittir:
Umuma has olan takva…seçme kullara mahsus olan takva…Seçme kullarda görülen
takva, iç alemden başlar.
Bütün gayreti,
cehdi, ümidi yalnız ALLAH’ü Teala Zatı için harcamak asıl
takvadır...
”ALLAH için, tam takva yolunu
tutunuz.” (3/102)
Umumi müminlere has olan takvaya gelince:ALLAH’ın zahirde yapılmasını
kötü gördüğü şeyleri bırakmakla olur...
”ALLAH için takva yolunu tutanların
günahlarını ALLAH bağışlar.” (65/5)...”ALLAH’ü
Teala’ya karşı takva sahibi olanların işlerinde
kolaylık olur.” (65/4)..”Bir kimse,takva yolunu
tutarsa, ALLAH onun için kurtuluş yolları açar...” (62/2)
Heva ve hevese duyulan şevk, Cenab-ı HAK’ka karşı
hissedilen sevginin yokluğundan veya azlığındandır.
Vera:
Dinin aslı veradır. (Hadisi Şerif)
Hazreti Ömer
radıyallahu anh:" Takva ve vera'i elinde bulunduran,
dünyalığı elinde bulunduranlara karşı boyun
eğmesi layık değildir."
Vera zühdün
başlangıcıdır.
Vera şüpheli
şeylerden çekinmedir.
ALLAH’tan bir an olsun
gafil olmamadır.
el-Havvas
hazretleri :"Vera, korkunun, korku marifetin, marifette ALLAH celle
celalühe yakın olmanın delilidir,"
Zühd:
Cüneyd
hazretleri :" Zühd, elde olmayanın gönülde de
olmamasıdır."
Zühd, elde olandan el etek
çekme, elde olanı da dağıtmaktır."
Zühd, nefsin hazlarını
terk etmektir.
Şibli:"Zühd,
gaflettir, dünya değersiz bir metadır, değersiz bir şeye
karşı zahid olma ise gaflettir.
Zühd içinde zühd, zühd
sırasıyla şahsi irade ve ihtiyarından çıkmaktır.
Hakiki zahid, dünyayı
alırsa, yine ALLAH' la ve O'nun müsadesi ile alır.
SABIR: Musibetlere sabır en üstün mevhibeye
kavuşturur. Feryad etmemektir.
Sabır,
sabırda sabretmektir.
Sabır nefsi
olgunlaştırır.
Ancak
sabredenlere, mükafatlar hesapsız olarak
ödenecektir.
Sabır, musibetten
gelen elemi saklayıp, feryad ve figan etmemektir. Rıza ise, beladan
asla elem duymamaktır. Rıza makamı, sabır
makamının üstündedir. Rıza makamına kavuşan ALLAH’ü
Tealaya kavuşur.
Musibetlere sabredemeyip,
feryad ve figanla sabrın faziletlerinden mahrum kalma. Çok zaman çok
feryadla sabrın karşılığı da elden gidip, bir
musibet iki olur. Biri mekruhu işlemek, biri sabrı
kaçırmaktır.
Musibette
sabırdan mahrum olmak, musibetten büyük musibettir.
Ey Aziz, Ehlullah
demişlerdir ki, sabır; faydalı, acı bir ilaçtır.
İçilirse içinde çok faydalar vardır.
Sabır dört kısımdır:
Taate sabır,
günahları terke sabır, dünyanın fazlalığına
sabır, bela ve musibetlere
sabır. Sabır, HAK’tan rahmet, muhabbet ve senadır.
Sabrın güzeli,şiddetin vakt ve miktarını aklına
getirmemektir. Çünkü o ne erken gelir, ne geç kalır, ne artar, ne eksilir.
Ağlamak ve feryad etmekte bir fayda yoktur. Belki zarar ve keder çoktur.Çünkü her işin bir zamanı vardır. Her
şeyi yapan ALLAH’ü Tealadır.
Bu kalenin iç suru, HAK
Teala’nın sabırlı kuluna,sabırda
olan güzel karşılıklarını düşünmek ve HAK
katında olan büyük ecirleri hatırına getirmektir. Gerçekte bu
dahi ALLAH’ü Teala’nın tevfikidir.
Şibli hazretleri
:"Sabrın en güç olanı ALLAH' ta (Sabr- fillah) sabreder. Bir
defa sabreder. Sabır ALLAH' ta(Billah) ve ALLAH celle celalüh için (lillah) sabreden ve
asla sabırsızlık göstermeyen kişidir. Fakat az da olsa şikayet onda vuku bulur.
Sabbar(Sabur)'un
sabrı, yalnız ALLAH' ta ALLAH celle celalüh için ve yalnız
ALLAH' la olan kişidir.
Sabırda
izzet ve güzellik vardır.
Fakr:
Fakr, sana ait
hiçbir şeyin bulunmamasıdır.
Kettani Hazretleri
"ALLAH' a fakr gerçekleşince ALLAH celle celalüh ile gına hali
gerçekleşmiş olur."
Fakr, ihtiyaçların
kalpte belirmesi ve ALLAH' ın dışında ki şeylere
karşı muhtaçlığın yok olmasıdır.
Fakr, ALLAH' dan başka hiçbir sebebe istinad etmemektir.
Fakr, tevhid menzillerinin
ilkidir.
Şükür:
Şükür,
Mü'mini görerek nimetin farkına varmamaktır.
Şükür de
ALLAH'ın bir nimetidir. Ona da ayrıca şükür gerekir.
Şükür, ALLAH' ın
verdiği nimetlerle O'na isyan etmemektir.
Şükrün hakikatı:
Kulun, dinine zarar verenler dışında kendisi hakkında
takdir edilen her şeyi, nimet olarak bilmesidir.
Havf (korku):
Hikmetin
başı ALLAH celle celalüh korkusudur.
Gerçek havf sahibi azaba
sebep olan korktuğu şeyleri terketmektir.
Zunnun el-Mısri
hazretleri "ALLAH' ı gerçek manada seven kişi, havf kalbini
sulamadıkça muhabbet kadehinden içemez."
Reca (ümit):
Hardal tanesi
ağırlığında imana sahip olanın kurtulacağı
müjdesi verilmiştir.
Recanın alameti,
güzelce itaat ve ibadet etmektir.
Reca, helal tecellileri
cemal gözü ile görmektir.
Havf ve reca bir
kuşun iki kanadı gibidir.
Reca, Cenab-ı
HAK'kın keremini görerek rahata ermektir.
TEVEKKÜL: Halktan
ayrılıp HAK’ka tam itimat ile güvenmektir
Tevekkül, halktan ayrılmak, ALLAH’a dayanmak,
O’na güvenmek ve O’ndan istemektir. Tevekkül; insanlarda olanlardan ümidini
kesip ALLAH celle celalüh katında olana kıymet vermektir.
Tevekkül; yarına ait
düşüncelere ALLAH’ı vekil kılıp dikkat ve ihtimam
göstermeyi terk etmektir.
Tevekkül,
ALLAH’a güvenmek ve üzerine aldığı görevleri yerine getirmektir.Tevekkül, kalbi ALLAH’a bedeni de ibadete bağlamaktır.
Tevekkül,
azlıkla çokluğun kalpte birleşmesidir.
Tevekkül, amellerin en üstünü,hallerin
de en şerefli olanıdır…
Her işini
ALLAH' a havale etmek.
Tevekkülün yalnızca
görünen bir tarafı vardır.
Tevekkül imanın
neticesidir.
Zünnun Hazretleri:
"Tevekkül nefsin tedbiri terk etmesi ve Cenab-ı HAK'ka karşı
her türlü güç ve kuvvetten kesilmesidir.
Tevekkül ALLAH' a
sımsıkı sarılmaktır.
Tevekkül ALLAH' ı
bilme nisbetinde olur.
Masivadan bir şeyler
umarak bakmak cehalet ve marifet kıtlığından
kaynaklanır.
TESLİM:… Kaza hükümlerine boyun eğmektir
TEFVİZ:…ALLAH‘a
ısmarlama.HAK’ka teslim olup, itirazdan yüz çevirmektir. Muradın
olmayınca mevcudu murad eyle. Ayıplara göz yum.
Tedbir
ve seçimi bırakmaktır.
RIZA:
Gönülden beğenmemezliği
çıkarmaktır.
Razı ol ki, razı
olunasın. Zuhur edene teslim ve razı ol. İlmin kemali hilmdir.
Hilmin kemali rızadır.
Sana ne gelirse ve senden ne
giderse hiç üzülmeden, değişmeden, itiraz etmeden ALLAH Ü TEALA’dan
razı olmaktır. Saadetin anahtarıdır...
“Bir alim ve büyük bir veli
şöyle diyor;
Dünya (mülk) aleminde
gerçek mümin her zaman, her an ve her mekanda, müspet ve menfi şartlar
içinde mutludur, saadete kavuşmuştur ve rahattır. Çünkü o; Her
şeyin (şartların olayların) ALLAH’ü Teala’nın izniyle
olduğunu bilir de her şeyi olduğu gibi kabul eder ve razı
olur.”
Erenlerden
biri de şöyle diyor; -Kim ALLAH’ın kendisi (kul) için
yaptığı en güzel seçime güvendiyse, o kimse ALLAH’tan başka
her şeyi (her şeyleri) istemeyip, O’nun seçimine teslim olmuş ve
Rıza makamına ulaşmıştır
Rıza; kalbin her türlü hadiseler
karşısında sakin durması, kazanın
acılığından sevinç duymasıdır. Rıza, kalben
beğenmemeyi atarak daimi surura ermektir. Rıza, HAK’kın
takdirine tabi olmaktır. Rıza, kazanın hasıl
olacak hükümlerini sevinçle karşılamaktır…
Rıza, kalbin acı yada
tatlı olarak meydana gelen hükümlerle sevinmesidir. Rıza,
kazanın meydana geldiği anda kalbin sükun
bulması ve endişeden uzak olmasıdır.
Rıza…Cenab-ı HAK’kın makamlarının en yükseği ve
dünyanın cennetidir. RABBİ’nin kendisi Hakkındaki
ihtiyarına razı olması, kulun dünyada ve ahirette rahat
bulmasını sağlar. Çünkü, marifetullah
derecesinin rıza ile elde edilmesi çok kolay olur.
Rıza,
takdir edilenleri kalbin sükunetle
karşılanmasıdır.
Musibet ve belalara, nimet
ve lütuflara sevinildiği gibi sevinmektir.
Rıza, kalplere
vasıl olan ilmin sağlam ve sahih olmasıdır.
Rıza kalbin
inşirahından, kalbin inşirahı da yakin nurundan meydana
gelir.
Seven, sevgiliden gelen
her şeyi kendisinin muradı ve tercihi olarak görür.
BELA VE
MUSİBETLER…
Çok kere bela ve şiddet
hallerine ALLAH celle celalüh dostları çarpılır.Çoğu
kez, bu alemde, ALLAH celle celalüh düşmanlarına hoşluk gelir.
Bu hal,onların
felaketlerine sebep olur.
İnsanlara dert, bela, musibet birkaç bakımdan gelir:
1- Bunlardan birisi işlediğimiz
günahlar sebebiyledir. İmamı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Belaların gelmesine sebep
günah işlemektir. Kur'an-ı
kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Size gelen musibet, işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30]
(Sana gelen kötülük, kendindendir, günahların yüzündendir.]) [Nisa 79]
(Bir millet, kendini bozmadıkça, ALLAH onların hallerini
değiştirmez.) [Ra'd 11]
2- Bela, hastalık ve
musibetler, günahların keffareti
[affolması] için gelir. Dünyada musibetlere maruz kalıp
da güzelce sabreden kimse, ahirete günahsız gider.
Bela günaha keffarettir.
Hadis-i şeriflerde
buyuruluyor ki: (Her
musibet, affedilecek bir günah için gelir.)
(Mü'mine gelen her
sıkıntı, günahlarına kefaret olur.) [BuhariJ
(Mü'minin
günahları affoluncaya kadar bela ve hastalık
gelir.) [Hakimj
İnsan
kendisine gelen beladan hoşlanmaz. Halbuki
günahları affolacak ve güzel sabrederse ahirette büyük nimetlere
kavuşacaktır.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır.) [Bakara 213]
3- Cennette yüksek derecelere
kavuşmak için mümine musibet
gelir. Bunun için
Peygamberlere çok bela gelmiştir. Ha-
dis-i şeriflerde buyuruluyor
ki:
(Nimete
kavuşması için insana musibet
gelir.) [Buhari]
(Musibet, kavuşulacak bir derece için gelir.) (Ebu Nuaym)
(ALLAH’u Tealanın
hayrını murad ettigi mal, belaya maruz kalır.)
(Taberani)
Mümin, keler deliğine
saklansa, ona rahatsız edecek biri musallat olur.) [Beyheki]
Dünya,
[Cennetteki ni'metlerin yaninda] mümine zindandir.)[Muslim]
ALLAH’ı ve Resulünü seven,
(belaya hazır olsun) zırh giysin!) [Beyheki]
En şiddetli bela,
peygamberlere, velilere ve benzerlerine gelir. [Tirmizi]
En şiddetlisi,
ALLAH’ın çok sevdiği kimselere geliyor. Belalara sabır, sıddıkkların derecesidir. Peygamber efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine gelecek musibetlere karşı dayanma gücü vermesi için ALLAH’a dua ederdi.
4- Bela, imtihan için de gelir. Bakalım kul, ALLAH’u Tealanın gönderdiği belaya
razı olacak mı, olmıyacak mı? Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Şüphe
edilen altın, ateşle muayene edildiği gibi, insan da bela ile
imtihan olur.)
(Taberani)
(Ya RABBİ, beni sevene,
hayırlı mal ver! Bana düşmanlık edene
de çok mal, çok evlad ver!) [ibni Asakir]
Mal ve evlad fitne mi?
Kur'an-ı
kerimde de buyuruluyor ki:
(Mallarınız ve çocuklarınız sizin için elbette bir fitnedir.) (Tegabun
15]
Fitne imtihan demektir.
Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela, düşman ve
daha başka ma'nalara da gelir. Mal ve çocuklar
hayırlı çıkmazsa bela olur, fitne olur.
Her insan,
genel olarak malını iyi yolda kullanmaz.
Bu bakımdan mal kendisi için düşman olur. Aslında mal, kılıç gibi bir ni'mettir. iyi kullanılmazsa sahibini keser.
Evlad da, bir ni'met iken, iyi terbiye edilmezse,
ana-babalar ile birlikte Cehenneme gider. Ni'met, düşman olur. Bir
çok kimse bu imtihanı kazanamadığı için, mala ve
evlada fitne denilmiştir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, (Zenginlerin ve kadınların çoğunu Cehennemde gördüm) buyurmuştur.
Bela iki çeşittir:
İyilik için...Kötülük için...
Seni HAK’ka yaklaştıran ufak felaketin
adı beladır. Hakikatta o
büyük bir nimettir. Hakiki manasıyla bela olan şey: Kulu ALLAH’tan
ırağ edendir.
İnsana bela ve sıkıntı,
günahları yüzünden veya derecesinin yükselmesi için
gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her
musibet, affedilecek bir günah
veya kavuşulacak bir derece
içindir.)
Sıkıntılar
Müslümanın hayrınadır. Çünkü, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi
ve sellem,
(Müminin
başına gelen iş, hoşuna gitse
de, gitmese de, onun için hayırlıdır.) buyurmaktadır.
İmam-ı Rabbani
hazretleri de, "Müslümanlara gelen dert ve bela, günahların çok olduğunu değil,
günahların çok affedildiğini gösterir." buyuruyor.
Belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Size
gelen musibet, işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [42/30]
(Sana
gelen her iyilik, ALLAH’tan [bir
ihsan olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına
karşılık]
kendinden gelmektedir.) [4/79]
(ALLAH,
kullarına zulmetmez, onları azaba sürükliyen
çirkin işleridir.) [16/33]
(Bir
millet, kendini bozmadıkça, ALLAH onların hallerini
değiştirmez.) [13/11]
(Her
sıkıntıdan sonra, ferahlık, kolaylık vardır.) [94/
6]
Günahlara kefarettir…
Sıkıntılar,
musibetler, günahlara kefaret olur. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(ALLAH’u
Teala sevdiği kulunu dertlere maruz bırakır.
Kul da sabrederse, ondan razı olur.)
(Şüphe
edilen altın, ateşle muayene
edildiği gibi, insanlar da dert
ve bela ile imtihan olunur.)
(En
şiddetli bela, enbiya, evliya ve
benzerlerine gelir.
Kul imanının
sağlamlığı nisbetinde belaya
maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli,
imanı zayif ise hafif olur.
(HAK
Teala buyurdu ki: "Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabrı cemille karşılarsa, kıyamette ona hesap sormaya haya ederim.")
(Müminin
günahları affoluncaya
kadar bela ve hastalık gelir.)
(Günahı
çoğalıp da, onu yok edecek
güzel ameli bulunmayana
sıkıntılar gelir ve günahlarına kefaret olur.)
(ALLAH
yolundaki mümine isabet
(Belayı
nimet, rahatı musibet saymıyan, kamil mümin değildir.)
(Helal
kazanmak için sıkıntı çekene,
cennet vacip olur.)
Bela bir
ikramdır
(Bela
mümine ikram olarak gelir.)
(Malı
gitmiyen, parası bitmiyen ve
hasta olmıyanda hayır yoktur.
Çünkü sevilen kul, belaya maruz kalır.)
(Dünya
mümine zından, kafire
cennettir.)
(40
gün içinde, mümine, bir üzüntü,
bir hastalık veya korku yahut malına zarar gelir.)
(Müminde 3 şeyden biri bulunur:
Killet, illet ve zillet.)
[Killet; fakirlik…
illet; hastalık… zillet;
itibarsızlık]
Sıkıntılara
sabretmek gerekir. Sabredenin yardımcısı ALLAH’u Tealadır. Hazreti Ömer radıyallahu
anh buyurdu ki:
Bana bir bela gelirse, üç türlü sevinirim:
Belayı ALLAH’u Teala göndermiştir.
Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur.
ALLAH’u Tealaya, bundan daha
büyük bela göndermediği için şükrederim.
ALLAH’u Teala, insanlara boş yere, faydasız
bir şey göndermez. Bir belaya karşılık,
ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz
olduğu için belaya sevinirim.
Kur'an-ı kerimde
buyuruluyor ki: (Sabreden müminlere
bir musibet gelince, inna lillah ve inna ileyhi raciun derler.)
[2/156]
BAZI DUÂ ÂYETLERİ
Ey Rabbimiz, bize dünya ve âhirette iyilik yer, bizi Cehennem
azabından koru! (Bekara 201)
Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere
karşı bize yardım eyle! (Bekara 2501
Ey Rabbimiz, unutur veya hatâya düşersek bizi sorumlu tutma,
bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!
Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme,
bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim MEVLÂ’mızsın. Kâfirlere
karşı bize yardım et! (Bekara 286)
Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi kaydırma!
[bizi saptırma]
Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfü en boi olan sensin.
(Â.İmran 8)
Ey Rabbimiz, îmân ettik; günâhlarımızı bağışla, bizi
Cehennem azabından koru (A.imran 16»
Ey Rabbimiz,
günâhlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı
bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirlere
karşı bizi muzaffer eyle!! (Â.İmran 1471
Ey Rabbimiz,
"Rabbinize inanın" diyen davetçiyi [peygamberi] işittik, hemen îmân ettik. Artık bizim
günâhlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu
iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz, bize, peygamberlerin vasıtasıyla va'dettiklerini de ikram et ve
kıyamette bizi rezil-rüsvây etme;
şüphesiz sen va'dinden caymazsın. (A.İmran 193)
Ey Rabbimiz, bize
çok sabır ver, müslüman olarak canımızı al! (A'raf 126)
Ey Rabbim, beni
ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duamı kabul et, kıyamette hesâb
olunacağı gün beni, ana-babamı ve mü'minleri bağışla!
(ibrahim 40-411
Ey Rabbim, bana
hikmet ver ve beni sâlihler
arasına kat! (Şuara 83)
KALP İLE İŞLENEN GÜNAHLAR…
İnsanlardan
uzak duran veya hasta olup dışarı çıkamıyan kimse de,
kalb ile günah işleyebilir. Bunlardan bazıları kısaca
şöyle:
Tul-i emel…
Zevk sürmek için çok yaşamayı istemektir. Tul-i emelin sebepleri,
dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak, sihhatine ve gençliğine
aldanmaktır. Tul-i emelli, ibadetleri vaktinde yapmaz, tövbeyi terk eder.
Kalbi katı olur, nasihat tesir etmez. Ölümü unutur; hep dünya malına
ve mevkiine kavusmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur; dünyanın
faydasız zevkini düşünür. Bunlardan kurtulmak için, ölümün her an
gelebileceğini düşünmeli; sihhatin, gençliğin ölüme mani
olmadığını unutmamalıdır! Bir çok hastanın
iyileşip yasadığı, sağlam bir çok kişinin
öldüğü çok görülmüştür…
Peygamber efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
(İnsan
yaşlandıkça, mal hırsı ve tul-i emeli gençleşir…)
Kibir…
Kendisini bir veya bir kaç bakımdan, başkasından üstün
görmektir. Yanına baskasının oturmamasını istemek,
doğru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene teşekkür etmemek ve hep
zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir.
Kibirli olan,
yüce insan olamaz. Kibir, her iyilige engeldir.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: (ALLAH, kibredenleri sevmez.) [16/23]
Ucup…
Kendisini başkasından üstün bilmek, yaptiği iyi işler
sebebiyle kendini beğenmektir. Ucbeden, günahlarını
hatırlamaz. ALLAH’u Tealanın kendine ihsan ettiği iyilik etme
nimetini kendinden bilir, kaabiliyeti ile övünür.
Suizan…
Birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir. Kalbe
gelen kötü düşünce, o haliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması
suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (Acaba bu kalemi
çalmış olabilir mi?) diye düşünmek suizan olmaz.
(çalmış olabilir.) diye zannetmek suizan olur.
Haset…
Kıskanmak, çekememektir. Haset ettiği kimsenin haklı olan
sözlerini ve nasihatlarını reddeder. Kendisinden üstün bile olsa, ona
karşı kibirlenir; ondan bir şey sorup öğrenmek istemez.
Hemen onda kusur arar, şurası şöyle, burası böyle der.
Haset edenin ömrü
üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetinin
azalmadığını, hatta arttığını görerek,
sinirinden kendi kendini yer. Hasetten kurtulmak için, haset ettiği
kimseye hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin
artması için dua etmeli, mesela, (Ya Rabbi, ona daha iyi arabalar nasip
eyle!) demelidir…
Kin beslemek…(Hıkd) Başkasından nefret etmek. Kendine nasihat
verene kin beslemek, haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir.
Halbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar.
Bir şey yapmak içinden gelmediğinden, ona karşı
hiddetlenir. Tevazu göstermesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı
sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Hatta ondan daha üstün olduğunu göstermek
ister.
Şematet… Başkasına gelen belaya seinmektir. Hadis-i şerifte
buyurulduki:
(Arkadaşınıza
şematet ederseniz, ALLAH’u Teala, belayi ondan alır, size verir.)
Hicr…
Dostluğu bırakmak, dargın olmak demektir. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki:
(Müminin mümine üç
günden fazla hicr etmesi [dargın durması] helal olmaz. Üç geceden
sonra ona gidip, selam vermesi vacip olur. Selamina cevap verirse, sevapta
ortak olurlar. Vermezse günah, ona olur.)
Üç günden fazla
dargın durmak helal olmaz.
Gadr…
Vefasızlık, sözünde durmamak, haksızlık ve zulüm demektir.
Hadis-i şerifte, (Gadr eden, kıyamette kötü şekilde ceza görür.)
buyuruldu.
DİLİ
KULLANMAK
İnsan iki şeyle kıymet bulur: Biri
kalp,biri dildir.
İnsanın
konuşması keramettir (HAK’ın ihsanı) susmak ise her beladan
selamettir.Dil insanın terazisidir.Dil
arslana benzer,salıverilmesi ziyandır.Az konuşan
ayıplanmaktan emin olur.Susması çok olanın değeri
büyüktür.Her zaman ayıb örtenin ayıbları örtülür ve herkes
tarafından sevilir. Akıllı insan münakaşa ve mücadele
yapmaz.Konuşursan doğru söyle,söz verirsen tut.Tatlı
konuşmak ve selam vermek sünneti kiramdır.Çok zorlamak men’e
götürür.Güzel sözlü ol,güleç yüzlü ol.
Dili leziz olan, gönüllerde aziz olur. Sözü doğru olanın cemali artar. Sözü az
olanın günahı az olur. Halktan şikayet eden, HAK’tan etmiş
olup şükredici olamaz. Doğru söz,yumuşak hareket ve güzel hal
ikbale, işarettir. Kişi lisanıyla insandır, halbuki
lisanı kendisine düşmandır. Ruhun helaki dilin ucundadır.
Sırrı açığa vuranın sonu pişmanlık olur. Dil
konuşsa gönül susar. Dil sussa gönül hikmet söyler.
Kalbin susmayı bilmesi, itiraz ve yüz dönmeyi
terk etmektir.Kalbin susması hayreti, hayret ise varidat ve keşfe
sebebtir. Arif susarsa, malik olur. Aşık susarsa helak olur.
Bela konuşma içindedir. Susmakla
kalb gözü açılır, akıl artar ve rahatlar.
Hadisi kudside buyuruluyor
ki: ”Ey Ademoğlu; Eğer yüreğinde bir sertlik, bedeninde bir
zaiflik ve rızkında bir eksiklik bulursan, iyi bilki faydasız
söz söylemişsin. O sözün tesirinden bu belalara düşmüşsün.”
Dili korumada, halleri
korumakda vardır. Zira dil, marifet hazinesinin anahtarıdır. Çok
konuşmakla gönülden hikmet cevherleri dökülür. Ehli olmayanın
yanında zayi olur. İnsanı kıran sözü diline alma. Önce düşün,
sonra konuş. Her insan diliyle muaheze olunur. Sır tutmakla her murad
alınır.
Bir meselde Şahin Bülbüle demişki:Ben, bin
murad alırım birini demem. Sen bir murad almadan bin söylersin. Onun
için muradsız kalıp ah eylersin.
Sözün
hayırlısı lafzı az, manası çok olandır. Dilin
kayması ayağın kaymasından büyüktür. Çok konuşmakla
ALLAH’ü Teala’nın zikrinin nuru gönülden gider. Çok konuşmakla kalb
kararır. Hal ehli arifin dili söylemez olur.”Bilmiyorum” demek ilmin
yarısıdır, ayıpları örtmek hilmin
yarısıdır. Akıllı olan her bildiğini insanlara
söylemez. İnanmıyacakları sözü insanlara deme. Her bildiğin
hikmeti izhar eyleme.
Diline malik
olmayanın işi pişmanlıktır.Hikmetle konuşan izzet bulur.Beden ve dilinle
insanlara yakın ol.Gönül ve halinle onlara uyma.
Sırrını insanlara ifşa eden
kendini azaba atar.Fakrini halka
izhar eden,kadrini yitirir. Malınla cömert ol,sırrınla bahil
ol.Herkesin her sualine cevap verme.Kimseye kötü hitap etme
ki,karşılığını işitmeyesin.
Cahile hikmeti söyleme seni yalanlamasın. Hikmetin hakkı, onu ehli olmayandan saklaman ve
korumandır. Ancak ehli olana saklama. Hikmeti bulan onu avamdan
saklasın, canından aziz bilsin ve korusun. Asla evliyaya inanmayana
söylemesin. Muhabbet sırlarını cahile açma. Arifin yemeği
meyvadandır, uykusu galebe ettiği zamandır.Hikmet ilmi açlıkla
olur. Bilgisizlik ve günah tokluktan gelir.
Üç haslet kalbe kasvettir: Çok yemek, çok uyumak, çok
konuşmak. Nefsi aç olanın vesvesesi kalmaz. Açlık ibret tarlası, hikmet çeşmesi,
muhabbet anahtarıdır. Delilik açlıkla gider. Açlık nefse
zından, kalbe gülistandır. Kalbin cilası iki şeydedir:
Açlık ve gece uykusuzluk.
Bu ağız
kapanırsa gönül ağzı açılır, gönül azıkları yenir, aşk
şarabı içilir, marifet hilatı giyilir.
Peygamber Sallallahü Aleyhi Ve sellem buyuruyorki, ”Diline sahip olana ve kendi
evine çekilip uzlet edene müjdeler olsun. İşlerini görmeye gizlilikle yardımcı
olmalıdır. Çünkü her nimet sahibine haset olunur.
İnsanlara
akıllarının almadığı sözü söyleme,o söz
çoğuna fitne olur.Mümini yüzüne karşı medh edersen,onu keskin
bıçakla kesmiş olursun.”Bedenini ve kalbini helakten koru.Kalbini
dünyadan ve masivdan ayır.Mevlaya dön.
Şu dört esaslı kötü sıfattan kalbini
koru: Acele...Uzun emel...Hased...Kibir… Şu dört huyu dahi hemen al: Kısa
emel, Teenni ile iş yap, Halka nasihat et, Herkese alçak gönüllü
ol... Maksada bunlarla kavuşursun.
Mütevazi ol, kendinde bir makam ve hal görme.
ORUCU VE ABDESTİ BOZAN DÖRT
ŞEY
Enes Bin Malik Radıyallahu Anh
buyururki;Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimiz hazretlerinden
duydum:
Dört şey,orucu ve abdesti bozar,
amel-i haseneyi iptal eder:
1)Yalan söylemek,
2)Dedikodu etmek,
3)İftira etmek,
4)Genç kadınların yüzlerine
şehvet kasdı ile bakmak.
Nitekim, bunlara bakmak
ağacın kökünü sulamak gibi, şerrin usulünü sulamaktır.
Dedikodu kanusunda bir misal daha
vereyim. Zira, hayırlı söz ne kadar çok söylenirse, faydası da o
kadar çok olur:
Bir zamanlar, bir ülkede gayet zahid
bir zat vardı.Bir gün, pazara gitti
ve karısı için pamuk aldı .Evine gelince,kadın pamuğu
gördü ve kocasına sordu:
Bu pamuğu kimden aldın? Seni
aldatmışlar.Zaten,bu pamuk satanlar iyi kişiler olmazlar,deyince
o zat derhal karısını boşadı :
Birader zavallı hatunu neden
boşadın? Diye soranlara da şu cevabı verdi:
Yarın, kıyamet gününde pamuk
satanlar onu yakalayıp huzur-u
HAK’ka götürseler gerektir. Böyle olduğuna göre, ben o gün
azizlerden utanırım ki: “Filan kişinin
karısını,pamukçular tutmuşlar.”derler ve bana ar gelir.
Demek ki, bir kişi aleyhinde
dedikodu yapan üzerinde diğerinin hakkı olur.İki kişi aleyhinde
dedikodu edilse,iki kişinin hakkı olur. Bir mahalle veya bir
şehir halkını dedikodu edenlerden de, bütün mahalle veya
şehir halkının hakkı olur.
Sevmediğin kimseler hakkında
kötü zanda bulunmak nasıl olur,onu da anlatayım da, var sende
işini ona göre tut.
Ebu Cehil, Resul aleyhisselama tuzak
olarak kuyu kazdı, amma kendisi içine düştü.Çalıştı.
çırpındı, çıkamadı ve nihayet Mefhar-i Beni-Adem
efendimiz yetişti, elinden tutarak onu kurtardı ve şöyle dedi: “
“Başkaları için kuyu kazan,kazdığı kuyuya kendi
düşer…”
İmdi ey gafil: Gözünü aç, son
pişmanlık fayda etmez. Başkalarının
ayıplarını ve günahlarını
araştıracağına, otur kendi ayıplarını ve
günahlarını düşün de adam olmanın yolunu bul.
DEDİKODU DÖRT
TÜRLÜDÜR
1_Az veya çok küfürdür…
2_Nifaktır.
3_Günahtır.
4_Mübahtır.
KÜFÜR OLAN
DEDİKODU
Gıybet eden birisine: Dedikodu
etme ! Denilince:
Ben dedikodu etmiyorum,gerçeği
söylüyorum…diyenlerin yaptıkları gıybettir.
Bunlar bilmezler ki; gıybet,sevmediği
kimseler hakkında gerçekten vaki olmuş bir söz ve işi
söylemektir.Vaki olmamış bir iş veya sözü söylemek
İFTİRA (Bühtan) dır.Şu halde,bu gibi kimseler (Dedikodu
değildir.Olanı söylüyorum.) demekle ALLAH’u Tealanın
gıybettir buyurduğuna gıybet değildir demiş ve
gıybeti helal görmüş olurlar ki, bu suretle ne’uzu billah kafir
olurlar…
Gördün mü, bu dil kişiyi
nasıl zararlara uğratır ve bütün amellerini sevmediklerine
verdirtir.İnsanın sevmedikleri
aleyhinde konuşması, amel-i hasenesini götürüp ona vermesi
demektir.Göz göre göre kendisini zarara uğratmaktır.
NİFAK OLAN DEDİKODU:
Aleyhinde dedikodu
yapılan kimsenin adını uluorta söylemeyen, fakat onu kendisi
bilen ve gönlünden geçiren kimselerin yaptıkları gıybettir. Zira,
adını söyleyerek anlatmış olsa, ona gıybet
denilecekti. Oysa, böyleleri hem zahit ve salih geçinir, hem de kalplerinden
şunun bunun sözlerini ve işlerini geçirerek kendi kendilerine
gıybet ederler, ki bunlar nifakla gıybet ettiklerinden dolayı
HAK Teala katında münafıktırlar.
GÜNAH OLAN DEDİKODU:
Bir kişinin veya bir
cemaatin yukarıda anlatıldığı şekilde
dedikodusunu yapar, adını veya adlarını açıkça söyler,
kin olduklarını gizlemez ve gıybet ettiğini de saklamaz.İşte
buna da günah olan dedikodu denir.
MÜBAH OLAN DEDİKODU:
Fasıkları
gıybet etmektir. Açıkça fısk ve fücur edenlerin kim
oldukları açıklanmış, kim oldukları bilinmiş ve
herkese de bildirilmiş olur. Bid’at ehli için de keyfiyet
aynıdır.
Maksat burada talipleri
uyandırmak ve onları ikaz ve irşat etmektir, ki dillerine sahip olsunlar, kimseyi
yermesinler, kimse aleyhinde dedikodu ve iftira yapmasınlar, amellerini
heba’en mensur etmesinler, ömürlerini zikrullah, ibadet ve ta’ate
harcasınlar. Zira,kişinin amellerini zayi eden,çok zaman bu dildir.
Şeyh Muhyiddin-i
Arabi rahmetullahi aleyh buyurur ki: Susan, ma’rifetullah’a varis olur.
Kerâhet Vakitleri
1. Sabah Kerâheti : Güneş doğarken başlar, 45 dak. sonra sona
erer.
2. Öğle Kerâheti : Güneş tepedeyken: Öğle namazı vaktinden
30 dak. (veya yaklaşık 45 dak.) önce başlar, öğle
ezanı okununca sona erer.
3. Akşam Kerâheti : Güneş batarken, yani akşam namazından
45 dak. önce başlar, akşam ezanı okununca sona erer.
Kısaca güneş doğarken,tepedeyken ve batarken namaz
kılınmaz. Kılınması tahrîmen (harama yakın)
mekruhtur.
Kerâhet vaktinde kılınan farz namaz sahih değildir. Nâfileler
sahih olsa da, usûlen mekruh olur.
Bu üç vakitte başlanan nâfileleri bozmalı, ancak başka bir
zamanda kazâ etmelidir.
(Akşam kerâhat vaktinde ikindi namazının farzı hariç) bir
farz namaz kılınsa dahi sahih (doğru) olmaz. Bu yüzden kerâhat
vaktinde kılınan farz namazın, kerâhat vakti çıktıktan
sonra o namazın tekrar kılınması daha doğru olur.
Tilavet secdesi vaciptir ve kerahat vakti kılınmaz. Kılınsa
dahi sahih değildir. Kısacası kerâhat vakti hiçbir şekilde
namaz ve secde yapılmaz. Yalnızca (o günün ikindi namazının
farzına) izin vardır.
Sahabiden
Ukbe b. Amir radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
üç vakitte namaz kılmamızı ve cenazemizi defnetmemizi
yasakladı. Bu vakitler:
Güneş doğmaya
başladığı andan yükselinceye kadar.
Öğleyin güneş tepe
noktasına gelince, batıya meyledinceye kadar.
Güneş batmaya meylettiği andan
batıncaya kadar.
Hadiste zikredilen üç vakit, gündüzün uzunluk ve kısalığına
göre değişmekle birlikte, yaklaşık olarak kırk
beşer dakikalık sürelerdir. Bu vakitlerde namaz
kılınması, yukarıdaki hadis ve aynı anlamda olan daha
başka hadisler dolayısıyla mekruh görülmüştür.
Şuna da dikkat çekmek lazımdır: Bir kimsenin ikindi
namazını kerahet vaktine bırakmaması esastır. Fakat
her nasılsa kerahet vaktine kalmışsa, güneş batıncaya
kadar ikindi namazını yine de mutlaka kılmalıdır.
Çünkü namazı kerahet vaktine bırakmak mekruh, kazaya bırakmak
ise haramdır.
Bu üç vaktin dışında iki vakit daha vardır ki, o vakitlerde
nafile namaz kılınması mekruh görülmüştür.
Sabah namazının vakti
girdikten sonra güneş doğuncaya kadar sadece sabah
namazının iki rek'at sünneti kılınabilir. Bunun
dışında nafile bir namaz kılınması mekruh
görülmüştür.
İkindi namazı
kılındıktan sonra güneş batıncaya kadar nafile namaz
kılınması mekruhtur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz, bu vakitlerde vaktin namazının
dışında namaz kılmayı yasaklamıştır.
BORÇLANMAK…..
Aziz kardeşlerim…Yüce
Yaratanımızı tanıma babında bir mühim husus daha.
Aslında bir müslümanın sözü senet olmalıdır. Fakat kesin
emir var, yazmalıyız. Gönderen
gibi yüce dinimize göre yaşansa emniyet kuvvetlerine hacet kalmazdı.
282-
Ey müminler, birbirinize belirli bir süre sonra ödenmek üzere borç verdiğiniz zaman bunu
yazın. İçinizden biri bunu dürüst bir şekilde yazsın. Yazan
kimse onu ALLAH'ın kendisine öğrettiği gibi yazmayı ihmal
etmesin. Bu hesabı yazıcıya borçlu taraf yazdırsın. Ama
Rabbi olan ALLAH'tan korksun da bu hesabı yazdırırken hiçbir
şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu taraf aptal, zayıf
ya da nasıl yazdıracağını bilmeyen biri ise
yazdırma işlemini onun yerine dürüst bir şekilde velisi
yapsın.
Bu
işleminize erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutunuz, eğer
iki erkek şahit bulunmaz ise karşılıklı olarak
onayladığınız bir erkek ile iki kadını şahit
tutunuz, ta ki biri yanılınca öbürü ona hatırlatsın.
Şahitler çağrıldıklarında gitmemezlik etmesinler.
Borç küçük olsun büyük olsun onu
vadesini belirterek yazmaktan üşenmeyiniz.
Bu
ALLAH katında en dürüstçe şahitlik için en sağlam ve sizi
şüpheden uzak tutacak en kestirme yoldur.
Yalnız
aranızda peşin bir alış-veriş olursa bu işlemi
yazıya geçirmemenizin mahzuru yoktur. Alış-veriş yaparken
de şahit tutun. Ne yazana ne de şahide zarar verilmesin. Eğer
bunlara zarar verirseniz kendi hesabınıza fasık olmuş,
günaha girmiş olursunuz. ALLAH'tan korkun. O size nasıl hareket
edeceğinizi gösteriyor. ALLAH herşeyi bilir.
283-
Eğer yolculukta olur da işlemlerinizi yazacak birini
bulamazsanız, karşılıklı olarak alınan rehinler
yeterlidir. Eğer birbirinize güvenerek borç işlemi yapmış iseniz kendisine
güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan ALLAH'tan korksun. Sakın
şahitliği saklamayın. Kim şahitliği saklı tutarsa
onun kalbi günahkardır. Hiç kuşkusuz ne yaparsanız ALLAH onu
bilir. (Bakara suresi)
EFALİ
MÜKELLEFİN…
Ef'âl-i
mükellefin, dinimizin emirlerinden ve yasaklarından sorumlu olan
kimselerin yerine getirecekleri vazifelerin hükümlerini belirten bir
tâbirdir. Bir kimsenin her türlü davranışı bunlardan birine
dahil olur.
Ef'âl-i
mükellefin, sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubah, haram, mekruh ve
müfsid.
1-FARZ: ALLAHü teâlâmn, yapılmasını
açıkça ve kesin olarak emrettiği şeylere farz denir.
Farzları terketmek haramdır. İnkâr eden kâfir olur. Dinden
çıkar. Farz iki çeşittir:
Farz-ı
ayn: Müslümanın bizzat
kendisinin yapması lâzım olan farzdır. Meselâ, beş vakit
namaz kılmak. Ramazan ayında oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek
farz-ı ayndır,
Farz-ı
kifâye: Müslümanlardan bir
kaçının veya sadece birisinin yapması ile, diğerlerinin,
mesuliyetten kurtulduğu farzlardır. Meselâ, cenaze namazı
kılmak, cihâd etmek farz-ı kifâyedir.
2-
VÂCİB: Yapılması farz
gibikesin olan emirlerdir. Fakat, bu emrin Kur'ân-ı kerîmdeki delili farz
kadar açık değildir. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek,
vitir namazı, fitre vermek vâcibdir. Vacibi terketmek, tahrimen
mekruhtur.
3-
SÜNNET: Peygamber Efendimizin sallallahu
aleyhi ve sellemin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere
kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mâni
olmadığı şeylere denir. Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i
müekkede: Peygamber Efendimizin
sallallahu aleyhi ve sellemin devamlı yaptıkları, pek az
terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti,
öğlenin dört rek'atlık ilk sünneti, akşam namazının
sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Ezan
okumak, kamet getirmek, cemâ'ate devam etmek, abdest alırken misvak kullanmak
müekked sünnetlerdendir.
Sünnet-i
gayr-i müekkede: Peygamber
efendimizin, sallallahu aleyhi ve sellemin
ibâdet maksadı ile arasıra terkederek yaptıklarıdır.
İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk
sünnetleri böyledir.
4-
MÜSTEHAB: Buna mendûbda denir.
Sünnet-i gayr-i müekkede hükmündedir. Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi
ve sellemin ara sıra
yaptıkları ve sevdikleri, beğendikleri hususlardır. Yeni
doğan çocuğa yedinci günü isim koymak, erkek ve kız çocuğu
için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek
müstehabtır. Bunları yapmak sevâbdır.
5- MUBAH: Yapılması emir olunmayan ve yasak da
edilmeyen şeylere mubah denir. Ya'nî günâh veya ta'at olduğu
bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyetine göre ta'at veya günâh
olurlar Yemek, içmek, uyumak, giyinmek gibi işler mubahtır.
6- HARAM: ALLAHü tTâlânın, Kur'an-ı kerimde,
"yapmayınız" diye açıkça yasak ettiği
şeylerdir. Harama, helâl diyenin ve helâle, haram
diyenin îmânı gider, kâfir olur.
7- MEKRUH: ALLAH’ü Teâlânın ve Hazreti Muhammed
aleyhisselâmın sallallahu aleyhi ve sellemin , beğenmediği ve
ibâdetlerin sevâbını gideren şeylerdir. Mekruh iki
çeşittir:
Tahrimen
mekruh: Harama yakın olan
mekruhlardır. Bunları yapmak azaba sebep olur.
Tenzihen
mekruh: Helâla yakın olan,
yahut, yapılmaması yapılmasından daha İyi olan
işlerdir.
8-
MÜFSİD: Dînimizde, meşru
olan bir işi veya başlanmış olan bir ibâdeti bozan
şeylerdir. Namazda gülmek, oruçlu iken bilerek bir şey yemek ve içmek
gibi. Bu yapılan fiiller, namazı ve orucu bozarlar.
HADİSLER
Kıymetli kardeşlerim…Aziz Peygamberim
sallallahu aleyhi ve sellemin hadisleri olmasa Kuran-ı Kerimi
anlayamayız, ibadetleri bilemeyiz.
O şanlı Peygamber elinden bu harika dini tanıdık. Hürmetle
selamlıyorum, ALLAH’ım makamını yüceltsin.Amin.
Binlerce yüce kelam arasından sadece birkaç misal
ile dinimizi biraz daha derinden anlayalım…
Müslüman; vücuduna batacak bir dikene
kadar...yorgunluk, hastalık, hem (gelecekten kederlenme), hazen (geçmişten
hüzünlenme) başkalarından gelecek bir eziyet ve iç
sıkıntısı isabet ederse, mutlaka ALLAH'u Teala bu
musibetleri sebebiyle onun günahlarından bir kısmını
örter...
Bir kulun günahları çok olup, o günahları
sildirecek ameli de bulunmazsa, ALLAH'u Teala o günahlara kefaret olsun
için, onu üzüntüye müptela eder...
Acılar ve musibetler,
ademoğullarının günahlarını benim bu ağacın
yapraklarını döktüğümden daha çabuk döker...
Müminin
canında, malında ve çocuğunda bela ve musibet daim olur ki
neticede kul, ALLAH'a hiç günahsız olarak kavuşur...
Her hangi bir müminin damarı atar
"seyirirse" ALLAH'ü Teala o sebeple ondan bir hatayı mutlaka
siler, ona bir hasene yazar ve bir derece yükseltir...
Her kimin ALLAH celle celalüh yolunda başı
ağrır da, sevabını ALLAH'tan beklerse, ALLAH'ü Teala o
kişinin geçmiş günahlarını mağfiret eder...
Şüphesiz ki baş ağrısı ile
yüksek hararet, günahı Uhud dağı kadar olan bir müslümana
devamlı isabet ederek, o kişinin üzerinde hardal tanesi kadar günah
bırakmazlar...
Afiyet ehli "dünyada hastalık
çekmeyenler", kıyamet gününde bela ehline verilen sevapları
görünce, derilerinin "dünyada" makaslarla kesilmiş
olmasını isteyecekler...
Hastalar
ALLAH'ü Tealanın misafirleridir...Hastaya her gün yetmiş şehit
sevabı verilir. Bu hastalıktan iyileşirse, anadan doğma
günahsız olur. Bu hastalıktan ölürse, sorgusuz sualsiz cennete
gider...
Bir zaman geleceki…insanlar, yalnız malın ve paranın
gelmesini düşünüp helalini haramını
düşünmeyeceklerdir...
Veren el,
alan elden hayırlıdır. Dertli müminin duasını ganimet
bilin.
Birbirinizin eksiklerini görmeyiniz. Birbirinizin özel
ve mahrem hayatını araştırmayınız...
ALLAH celle
celalüh indinde amellerin en kıymetlisi; bir müminin
sıkıntısını gidererek, borcunu ödeyerek,
ayıbını örterek veya karnını doyurarak onu
sevindirmektir...
Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi
edin. Mallarınızı zekat ile koruyun. Çünkü bunlar sizdeki
kötülükleri ve hastalıkları defeder...
Şu
beş şey çoğalınca, ümmetim O helak olur: 1- Lânetleşme. 2-içki içme. 3- ipekli giyme. 4-
Çalgı. 5-Eşcinsellik.
Mümin
beş çeşit şiddet arasındadır: 1- Müslüman kardeşi onu çekemez. 2-
Münafık ona buğzeder. 3- Kâfir ona kasteder. 4- Nefsi onunla
uğraşır. 5- Şeytan onu şaşırtmaya
çalışır.
Şu
beş şey ibadettir: 1 - Az
yemek. 2- Camide oturmak. 3-Kâbe'ye bakmak. 4- Mushafa bakmak. 5- Âlimin
yüzüne bakmak.
Şu
beş şeyi bir gün içinde yapan cennet ehli olur: 1- Hasta ziyaret etmek. 2- Cenazede bulunmak.
. 4- Cuma namazına gitmek. 5- Sadaka vermek.
Şu
beş şeyin kefareti yoktur: 1-ALLAHa
şirk koşmak. 2- Haksız yere adam öldürmek. 3- Mümini dehşete
koymak. 4- Harp gününde cepheden kaçmak. 5- Hakkı olmadığı
malı almak için yalan yere yemin etmek.
Şu
beş şeyin cezası gecikmez:
1- Devlete
isyan etmek. 2- Gadretmek. 3- Anaya, babaya asi olmak. 4- Akrabaya ziyareti
kesmek. 5- iyiliğe karşı şükretmemek.
Şu
beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: 1- Yalan söylemek.
2- Gıybet
etmek. 3- Söz taşımak.
4- Harama bakmak. 5- Yalan yere yemin etmek.
Gerçek âlim
Beş
şeyden beş şeye davet eden âlimle beraber olun: 1-Şekten yakîne [sağlam imana]. 2-Kibirden
tevazua. 3- Nefretten Hayırhahlığa. 4- Riyadan ihlâsa. 5-Dünyaya
düşkünlükten zühde.
Kıyamette
herkes şu beş suale cevap verecektir: 1- Ömrünü nerede tüketti? 2- Gençliğini nerede
geçirdi? 3- Malını nasıl, nereden kazandı? 4-
Malını nereye harcadı? 5- ilmi ile nasıl amel etti?
Hiçbir
peygambere verilmeyip bana verilen beş şey: 1- Bir aylık mesafeden düşmanların
kalbine korku salarım. 2- Yeryüzü bana temiz ve mescit
kılındı. 3- Ganimetler bana helâl kılındı. 4-
Kıyamette umumî şefaat izni verildi. 5- Her peygamber kendi kavmine,
ben ise bütün insanlığa gönderildim.
Beş
şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilmeli: 1- Ölüm gelmeden önce hayatın. 2-
Hastalık gelmeden önce sağlığın. 3- Meşguliyetten
önce boş vaktin. 4- ihtiyarlamadan gençliğin. 5- Fakirlikten önce
zenginliğin.
Şu
beş durumda dualar kabul edilir:
1- Kur'an-ı kerim okunurken.
2-Düşman ordusuyla
karşılaşınca.
3-Yağmur yağarken. 4- Zulme uğrandığı
vakit. 5- Ezan okunurken.
Müslümanın
Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: 1- Karşılaşınca selâm vermek. 2-
Davetine icabet etmek. 3- Nasihat isterse yol göstermek. 4- Aksırıp
Elhamdülillah derse, Yerhamükellah demek. 5-Hastalanırsa ziyaretine,
ölürse cenazesine gitmek.
Beş şey, beş şeyin
karşılığıdır: 1- Verilen sözde durulmazsa, düşmanlar musallat olur. 2-
ALLAHın emrine uyulmazsa, fakirlik yaygınlaşır. 3-
Fuhuş yaygınlaşırsa, ölümler çoğalır. 4- Ölçü ve
tartıda hile yapılınca, bereket kalkar ve kıtlık
gelir. 5- Zekât verilmezse, yağmur yağmaz olur.
Şu
beş gecede yapılan dua kabul olur: 1- Regaib Gecesi. 2- Berat Gecesi. 3- Cuma Gecesi. 4-Ramazan
Bayramı Gecesi. 5- Kurban Bayramı Gecesi.
Şu
beş şey imandandır: 1-
ALLAHa teslim olmak. 2- Onun takdirine razı olmak. 3- işinin sonunu
O’na havale etmek. 4- O’na güvenmek. 5- Musibete sabretmek.
Şu
beş şey sünnettir: 1- Hacamat.
2- Misvak. 3- Güzel koku. 4-Hayâ. 5- Hilm.
Şu
beş şeye sahip olan dine uymada mazeret bulamaz: 1- Dindar bir hanım. 2- Hayırlı
çocuklar. 3-Herkesle güzel geçinme kabiliyeti. 4-Geçim
kaynağının şehrinde olması. 5- Çoluk çocuğunu
sevmesi.
Şu
beş şeyin cezası gecikmez:
1- Zulüm. 2- Hainlik etmek. 3- Anne babaya eziyet etmek. 4- Akraba ile
irtibatı kesmek. 5- Yapılan iyiliği görmemek.
Şu
beş kişinin duası makbuldür:
1-Zulüm bitene kadar mazlumun.
2-Evine dönünceye kadar hacının.
Cihad bitene kadar gazinin. 4-
iyileşinceye kadar hastanın. 5- Arkadaşının
arkasından dua edenin.
……………………………………………………………..
Dualarım neden kabul olmuyor…
Kur'an-ı
kerimde, mealen (Dua edin, duanız kabul ederim.) buyuruluyor. (Mü'min 60)
Hadis-i şerifte
ise, (Hayy olan Rabbiniz, elbette kerimdir. Kendisine açılan elleri
boş çevirmekten haya eder.) buyuruldu. (Tirmizi)
Duanın kabul
edilecegi ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirildiğine göre,
(Benim duam kabul olmuyor) demek doğru değildir. Çünkü cenab-ı
HAK, dua edenin ellerini boş çevirmiyeceğine göre, ya günahları
affolur veya kendisine gelecek bir bela önlenmiş olur, Yahut duası
ahirete tehir edilir. Yahut duasının
karşılığını ahirette alır. ALLAH’u Teala,
kıyamet günü dünyada duasını hemen kabuI etmediği kuluna,
(Sen dünyada iken dua etmiş idin, şimdi o duana
karşılık olarak şu sevabı veriyorum.) buyuracak, o
kadar çok sevab verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiç bir isteğim
kabul edilmeseydi de, bugün onların
karşılıklarını görseydim.) diyecektir. (T.Gafilin)
Dualar Boşa
Gitmez
Hadis-i
şerfflerde buyuruldu ki: (Dua, işlenen günahlara kefarettir.) [ibni
Hibban]
(Dua eden müslümana
ALLAH’u Teala, şu üp şeyden birini verir. Ya duasını kabul
eder veya ahirete erteler, yahut ona gelecek belayı önler.) [Deylemi]
İstenilen
şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını
göstermez. Onun için duaya devam etmelidir! Duanın kabulünün gecikmesinin
başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mü'min dua edince,
ALLAH’u Teala, Cebrail aleyhisselama buyurur ki: "Ben onu seviyorum,
isteğini hemen yerine getirme!" Facir dua edince buyurur ki:
"Ben onun sesini sevmiyorum. isteğini hemen yerine getir.") [ibni
Neccar]
Şu halde,
duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir. Duayı ganimet
bilmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Duanın efdalı, dünya
ve ahiret için af ve afiyet istemektir. Bu ikisine kavuşan, kurtuluşa
ermiş demektir.) [ibni Mace]
ALLAH’u Teala,
ni'metlerini ceşitli sebeplerle göndermektedir. Mesela belaları def
etmek, faydalı şeyleri vermek için duayı sebep
kılmıştır.
Duaların kabul edilmesi için de bazı
şartlar vardır. Bu şartlara riayet etmeden duanın kabulünü
beklemek uygun olmaz. Çünkü hadis-i erifte, (Çalışmadan dua eden,
silahsız harbe giden gibidir.) buyuruldu.
Önce
çalışmak… sonra duası kabul edilebilir ancak,
çalışanın duasının kabul olması için bazı
şartlara dikkat etmesi icab eder.
Şartlardan bir kaçı şöyle: 1-Düzgün bir imana Ehl-i
sünnet vel-cema'at i'tikadına sahip olmalı. (Feraid-ulfevaid)
Farzları
yapıp haram lokmadan sakınmalıdır. Hadis-i şeriflerde,
(Duanın kabul olması için helal lokma yiyin.),
(Haram yiyenin duası kabul olmaz.)
(Haramdan sakın, çünkü bir lokma haram yiyenin kırk gün duası
kabul olmaz.) buyuruluyor. (R.Nasihin)
Dua, gafletten uzak,
uyanık kalb ile yapılmalıdır. Hadis-i şerifte, (Kabul
edileceğine inanarak dua edin! ALLAH’u
Teala, gafletle yapılan duayı kabul etmez.) buyuruldu. (Tirmizi)
Cuma günü, seher
vakti gibi şerefli vakitleri firsat bilmeli! ALLAH’u Teala, seher vakti,
(Dua eden yok mu kabul ede-
yim!) buyurur. Şerefli hallerde mesela, yağmur yağarken, oruçlu
veya hasta iken dua etmeli! Hadis-i şerifte, (Dertli mü'minin duasını
ganimet bilin!) buyuruldu. (EbusŞeyh)
Sadece bela
anında değil, her zaman dua etmelidir. Hadis-i şerifte,
(Sıkıntılı anında duanın kabul edilmesini
isteyen, rahatta iken çok dua etsin buyuruldu. (M.Cinan)
Duaya, hamd ve
salevatla başlamalı, sonunu da böyle bitirmelidir. Hadis-i
şerifte, (Dua ederken once ALLAH’u Tea-
laya hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et!) buyuruldu.
ALLAH’u
Tealanın Esma-i hüsnası ile dua etmelidir. Hadis-i şerifte,
(Yunus aleyhisselamın balığın karnında ettigi
duayı okuyup, onunla dua edenin duası kabul olur.) buyuruldu.
(Tergib)
Yunus
aleyhisselamın duası şudur: (La ilahe illa ente sübhaneke inni
küntü minez zalimin)
ALLAH’ü
Teala. (Duâ edin, kabul edeyim) buyuruyor. Eğer duamız
kabul olmamışsa,
duâ ederken bir yanlışlık veya başka bir sebep var dernektir.
Duanın
kabul edileceğinden şüphe etmemelidir. Şartlarına riâyet edilip
edilmediğinden şüphe etmelidir. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu
ki:
(Duâ, ibâdetin tâ kendisidir.) [Tirmizi] (Duâ
ibâdetin özüdür.) [Tirmizi]
(Duadan daha makbul ve kıymetli bir şey yoktur.)
[Tirmizı]
(Duâ eden, üç şeyden hâli değildir. Ya
günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını
görür, yahut âhirette mükâfatını bulur.) [Deylemî]
(Gece seher vakti, ALLAH’ü Teala buyurur ki: İstiğfar eden
yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul
edeyim.)
[Müslim]
(Oruçlunun
duası ret olmaz.) [Tirmizi] (Rabbiniz, elbette haya ve
kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri
zaman, onların ellerini boş çevirmekten haya eder.) [Ebû Dâvüd]
Kabûl olan duâ
Duanın
yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde duâ varsa elbette
yapılır. Duanın
belâyı önlemesi kaza ve kaderdendir. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:
(Kader, tedbir ile, sakınmakla
değişmez. Fakat kabul olan duâ, o belâ gelirken korur.) [Şir'a].
Duâdâ şunlara dikkat
etmelidir:
Kıymetli
vakitlerde duâ etmeye gayret etmelidir. Cum'a günü ve gecesi, ezan vakti, ezan ve ikâmet arası, her günün seher
vakti, gecenin ikinci yarısı, Receb'in ilk gecesi, Şâban'ın
onbeşinci gecesi, Bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan günleri ve geceleri, iftar
zamanı, her günün zeval vakti", Cum'a günü öğle ile ikindi arası
kıymetli vakitlerdir.
Bu vakitleri ganimet bilmelidir.
Kıymetli
hâlleri gözetlemelidir! Hastalık hâli, aile ve vatanınından uzak
kalındığı za
man, farz
namazlardan sonra, ihlâs sûresi okunduktan sonra, yağmur yağarken, düş
manla karşı karşıya .gelince, oruçlu olduğu zaman, kalbinde incelik
hissettiği anda
duâ etmelidir. Çünkü
kalbdeki incelik rahmet
kapısının açık olduğuna işarettir.
Yalvararak
duâ etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Gafil
bir kalb ile yapılan
duâ, kabul olmaz.) [Tirmizî]
Hazreti
Dâvud aleyhisselam zamanında kuraklık oldu. Halk duâ etmek için
aralarından üç âlimi seçtiler.
Âlimlerden biri şöyle duâ etti:
(Yâ
Rabbî, Kitabında kendimize zulmedenleri affetmemizi bildirdin. işte biz, nefsimize
zulmettik, senden af diliyoruz. Bizleri affeyle!)
İkinci âlimin duası da şöyle:
(Yâ
Rabbî, Kitabında köleleri, azâd etmemizi bildirdin. İşte biz kul olarak huzûrun-. dayız. Bizleri azâd eyle!)
Üçüncü âlim de şöyle duâ etti:
(Yâ
Rabbî, Kitabında, kapımıza gelen sâili [ihtiyaç sahibini]
kovmamamızı, yüz çevirmememizi bildirdin. işte biz de sâil olarak huzûrundayız. Senden rahmet
istiyoruz. Bizi boş çevirme!) Duaları kabul olarak rahmet yağdı.
Gıyaben duâ
Birinin yüzüne karşı yapılan duâ mı, yoksa o yokken
arkasından yapılan duâ mı daha kıymetlidir?
Her
ikisi de kıymetlidir. Ancak gıyâben yapılan duada riya, menfaat
ihtimâli olmadığı
için daha kıymetlidir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Gizli [yâni gıyâbda]
yapılan duâ, aşikârenin yetmiş misline
eşittir.) [Ebû
Şeyh]
(ALLAH ile arasında perde bulunmayan iki duâ vardır. Biri
mazlumun duası, diğeri de kişinin din kardeşinin gıyabında yaptığı
duadır.) [Taberânî]
(En makbul duâ, gaibin gaibe yaptığı duadır.)
[Tirmizîl
(Bir kimse, gıyabında birine duâ ederse,
melekler, aynı şeklide ona duâ ederler.) [Müslim]
(Bir kimsenin, birine gıyabında yaptığı
duâ müstecâb olur. Yapılan duaya bir melek, "Âmin, aynı şeyler
sana da olsun" der.) [ibni Ebî Şeybe]
(Bir kimsenin, arkadaşının
gıyabında yaptığı duâ reddedilmez.)
Duada göğe
bakmak
Duâ ederken göğe bakmakta mahzur var mıdır?
Duâ ederken başı yukarı
kaldırmak
doğru değildir. ALLAH’ü Teâlâ mekândan münezzehtir.
(Buhârî)nin
rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte, namaz kılarken de göğe bakmak
şiddetle men edilmiştir. (EI-Envâr)
…………………………………………………………
Alemlerin Rabbi olan ALLAH'a hamd
olsun... Salat ve selam, efendimiz Emin Peygamber Hazreti Muhammed'e... Sonra, onun ak aline...
ve ashabının tümüne olsun.
İbn-i Abbas (r.a.) Hz.'inden
naklen Mu-az b. Cebel rivayet ediyor
- Bir gün Resülullah sallallahu aleyhi
ve sellem ile beraberdik. Ensardan
birinin evinde toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk.
Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses
geldi;
- Ev sahibi... İçerdekiler.. Eve
girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek
bir işim var.
Bunun üzerine, herkes Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem Efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orada ve her zaman büyük
oydu... izin ondan çıkacaktı. Resülullah sallallahu aleyhi ve
sellem Efendimiz, duruma vakıf oldu
ve:
- "Bu seslenen kimdir, bilirmisiniz?.."
Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik:
- En iyi bilen ALLAH ve Resulüdür. Bunun üzerine
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz:
- "O, laîn İblistir. -Şeytandır-.
ALLAH'ın laneti onun üzerine olsun..."
Buyurunca; hemen Hz. Ömer:
- Ya Resülullah , bana
izin veriniz onu öldüreyim.
Dedi... Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu izni vermedi; şöyle
buyurdu:
- "Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli bir
vakte kadar mühlet verilmiştir.. Öldürmeyi bırak."
Sonra şöyle buyurdu:
- "Kapıyı ona açın gelsin... O,
buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya
çalışınız. Size anlatacaklarını iyi
dinleyiniz..."
* * *
Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani
Ravi'den. Şöyle anlattı:
- Kapıyı ona açtılar, içeri girdi ve
bize göründü. Bir de baktık ki, şekli şu: Bir ihtiyar.
Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi
kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı
doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi.
Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
Sonra, selam verdi, onun bu
selamına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şu
mukabelede bulundu:
- "Selam
ALLAH'ındır ya laîn..."
Sonra ona şöyle
buyurdu:
- "Bir iş için geldiğini duydum; nedir
o iş?"
Şeytan şöyle anlattı:
- Benim buraya
gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:
- "Nedir o
mecburiyet?" Şeytan anlattı:
- İzzet sahibi
Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:
- ALLAH-ü Teala sana emir
veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile.
Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl
kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl
aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o; sana ne
sorarsa doğrusunu diyeceksin.
Sonra... ALLAH-ü Teala buyurdu ki:
- Söylediklerine bir
yalan katarsan, doğruyu söylemezsen... seni kül ederim; rüzgar savurur..
Düşmanların önünde, seni rüsvay ederim.
İşte... böyle;
ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim.
Arzu ettiğini bana
sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım
benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın
eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.
* * *
Bundan sonra, Resüiullah
(s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu:
-
"Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk
arasında en çok sevmediğin kimdir?"
Şeytan şu cevabı verdi:
- Sensin, ya Muhammed...
ALLAH'ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim
kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki? Resulullah (s.a.v.) Efendimiz
sordu:
- "Benden sonra, en
çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?.." Şeytan anlattı:
- Müttaki bir gence ki...
varlığını ALLAH yoluna vermiştir.
Bundan sonra, sual cevap
aşağıdaki şekilde devam etti. Resülullah sallallahu aleyhi
ve sellem (s.a.v.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı:
- "Sonra kimi sevmezsin?"
- Kendisini
sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan
alimi...
-"Sonra?.."
- Temizlik işinde...
yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.
-"Sonra?.."
- Sabırlı olan
bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz... Halinden
şikayet etmez.
- "Peki, bu fakirin
sabırlı olduğunu nereden bilirsin?.."
Ya Muhammed,
ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını
kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, ALLAH onu
sabredenlerden yazmaz.
Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı, onun
sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden
anlarım.
- "Sonra kim?.."
- Şükreden zengin.
- "Peki, ama o
zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın?.."
- Onu görürsem ki,
aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline
harcıyor. Bilirim ki:
O şükreden bir zengindir.
* * *
Resülullah sallallahu
aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona
başka bir sual sordu:
- "Peki, ümmetim
namaza kalkınca, senin halin nice olur?.."
- Ya Muhammed, beni bir
sıtma tutar. Titrerim.
- "Neden böyle olursun; ya laîn?.."
- Çünkü bir kul, ALLAH
için secde edince bir derece yükselir.
- "Peki, ya oruç
tuttukları zaman nasıl olursun?.."
- O zaman da
bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
- "Peki, ya hac
yaptıkları zaman nasıl olursun?.."
- O zaman da, çıldırırım.
- "Peki, ya Kuran
okudukları zaman nasıl olursun?.."
- O zaman da, eririm.
Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
- "Peki, ya sadaka
verdikleri zaman halin nasıldır?.."
- Ha, işte... o
zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve
beni ikiye böler.
Resülullah sallallahu
aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu:
- "Neden öyle
testere ile ikiye biçilirsin, ya Eba mürre?"
Bunun üzerine İblis:
- Onu da anlatayım...
Dedikten sonra anlatmaya başladı:
- Çünkü sadakada dört
güzellik vardır. Şöyle ki:
1- ALLAH-ü Teala, sadaka
verenin malına ihsan eyler.
2- O sadaka, veren
kimseyi halkına sevdirir.
3- ALLAH-ü Teala, onun
verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.
4- ALLAH-ü Teala, belayı,
sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.
* * *
Bundan sonra, Resülullah
sallallahu aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında ona
bazı sorular sordu:
- "Ebubekir için ne
dersin?.." İblis buna şu cevabı verdi:
- O bana, cahiliyet
devrinde bile itaat etmedi... İslam’a girdikten sonra nasıl bana
itaat eder?
- "Peki, Ömer b.
Hattab için ne dersin?.."
İblis buna da şu cevabı verdi:
- ALLAH'a yemin ederim
ki, her gördüğüm yerde ondan kaçtım.
- "Peki Osman b.
Affan için ne dersin?.."
- Ondan utanırım...
hem de çok... Nasıl ki, Rahman'ın melekleri de ondan utanırlar.
..
- "Peki, Ali b.
Ebutalib için ne dersin..."İblis onun için de şöyle dedi:
- Ah, onun elinden bir
kurtulsam... O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma
kalsam... O, beni bıraksa... ben de onu bıraksam... Ben onu
bırakırım; ama o beni bırakmaz.
Resülullah sallallahu
aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve
şeytanın verdiği cevaplar da kısmen bittikten sonra,
şöyle buyurdu:
- "Ümmetime saadet
ihsan eden; seni de taa, belli bir vakte kadar şaki kılan ALLAH'a
hamd olsun."
Resülullah sallallahu
aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz o cümlesini duyan laîn İblis
şöyle dedi:
- Heyhat, heyhat...
Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin
için nasıl ferah duyarsın?..
Ben, onların kan
mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar,
benim bu halimi göremez ve bilemezler, beni yaratan ve baas gününe kadar bana
mühlet veren ALLAH'a yemin ederim ki:
Onların tümünü
azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve
okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı,
bunların hiçbiri elimden kurtulamaz.
Fakat... ALLAH'ın
halis kullarını... Evet, bunları azdıramam.
Bunun üzerine Resülullah
sallallahu aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz sordu:
- "Sana göre ihlas
sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?.."
Bu suale İblis şu cevabı verdi:
- Bilmez misin? ya
Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever... O ALLAH için
bir ihlasa sahip değildir.
Bir kimseyi görürsem ki;
dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, medh edilmekten
hoşlanmaz... bilirim ki o: İhlas sahibidir... Hemen onu
bırakır kaçarım.
Bir kul, malı ve
övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı
kaldığı müddet, o size vasfım yaptığım
kimseler arasında bana en çok itaat edendir.
Bilmez misin ki; mal
sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür.
Bilmez misin ki; ya
Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri
arasındadır.
İblis, anlatmaya devam etti:
- Ya Muhammed, bilmez
misin?.. Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini
bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra... o her çocuğumla
birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.
Onların bir kısmını ulemaya
gönderdim.
Bir kısmını gençlere yolladım.
Bir kısmını da, meşayiha
saldım.
Bir
kısmını da, ihtiyar kadınlara musallat ettim.
Gençlere gelince;
aramızda hiçbir anlaşmazlık yoldur. Onlarla gayet iyi
geçiniriz.
Çocuklara gelince...
onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.
Bizimkilerin bir
kısmını da, abidlerin başına dert ettim. Bir
kısmını da zahidlerin.
Onlar, bunların
yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne... hep
dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar,
sebeplerden herhangi birine sövmeye...
İşte...
böylece, onlardan ihlası alırım... Onlar, bu haller ile,
yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı... Ama, bu
hallerinin farkında olamazlar.
İblis, bundan sonra,
aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle
dedi;
- Bilmez misin, ya
Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlas ile ALLAH'a ibadet
etti.
Bu ibadetleri sonunda,
ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği hasta, duası
bereketi ile şifayap oluyordu.
Onun peşine
takıldım; hiç bırakmadım... Zina etti. Katil oldu. Sonunda
da küfre girdi.
Bu o kimsedir ki; ALLAH-ü
Teala aziz kitabında, ona şöyle anlatır:
- "... Şeytanın hali gibidir ki; o
insana:
-Kafir ol...
Dedi.
Vaktaki o kafir oldu; bu defa ona şöyle dedi:
- Ben, senden uzağım... Ben alemlerin
Rabbi olan ALLAH'tan korkarım." (59/16).
* * *
İblis, bundan sonra,
bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl
istifade ettiğini anlattı...
YALAN:
- Bilmez misin ya
Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim.
Her kim yalan söylerse...
o benim dostumdur.
Her kim yalan yere yemin ederse...
o da benim sevgilimdir.
Bilmez misin ya Muhammed,
ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere ALLAH adına and içtim.
- "Muhakkak, ben
size nasihat ediyorum." (7/16).
Dedim... Bunu
yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
GIYBET- KOĞUCULUK:
Gıybet ve
koğuculuğa gelince... Onlar da, benim meyvelerim ve
şenliğimdir.
NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK:
- Her kim, talak üzerine
yemin ederse... günahkar olacağından endişe edilir.
İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine
olsun.
Her kim, talakı ağzına
alırsa... taa, hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram
olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar,
hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden,
hepsi cehenneme girer.
NAMAZ:
- Ya Muhammed,
namazı an bean tehir edene gelince... onu da anlatayım.
O, her ne zaman ki,
namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.
Derim ki:
- Henüz vakit var. Sen de
meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.
Böylece o: Vaktinin
dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun
kıldığı namaz yüzüne atılır.
Şayet o kimse, beni
mağlup ederse... ona insan şeytanlanndan birini yollarım...
Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alı koyar.
O, bunda da, beni
mağlup ederse... bu sefer onun hesabını namazından görmeye
bakarım. O namazın içinde iken:
- Sağa bak... sola bak...
Derim... O da, bakar... O
ki böyle yaptı... yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra
ona:
— Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın.
Derim ve böylece onun
huzurunu bozarım.
Sen de bilirsin ki ya
Muhammed, her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa, ALLAH onun
namazını kabul etmez.
Bunda da ona mağlup
olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman
yanına giderim. Ve ona: Çabuk namaz kılmasını emrederim.
O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı
horozun, gagası ile, yerden bir şeyler topladığı
gibi...
Bu işi, ona
yaptırmakta da, başarı kazanamazsam; bu sefer cemaatle namaz
kılarken onun yanma varırım.
Orada onun
başına bir gem takarım... Başını imamdan evvel
secdeden ve rukû'dan kaldırırım... İmamdan evvel de, secde
ve rukû yaptırırım.
işte... o böyle
yaptığı için, kıyamet günü ALLAH onun
başını eşek başına çevirir.
O kimse, bunda da beni
yenerse... Bu defa, ona namazda parmaklarını
çıtlatmasını emrederim. Böylece o: Beni teşbih edenlerden
olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.
Bunda da, ona mağlup
olursam. Bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben
üfleyince, o esnemeye başlar.
Şayet o, bu esneme
esnasında elini ağzına kapamazsa... onun içine küçük bir
şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevî
bağlarını çoğaltır.
İşte... bundan
sonra o kimse: Hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi
yapar.
* * *
Şeytan bundan sonra,
konuşmasına devam etti:
- Sen, ümmetin hangi
saadetinden ferah duyarsın ki?..
Ben onlara, ne tuzaklar
kurarım... ne tuzaklar.
Miskinlerine, çaresizlerine ve
zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını
emrederim. Ve onlara derim ki:
- Namaz size göre
değil... O, ALLAH'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği
kimseler içindir.
Sonra da hastalara giderim:
- Namaz kılmayı
bırak. Derim... Çünkü ALLAH-ü Teala:
- "Hastalara zorluk yok..." (24/61)
Buyurdu... İyi
olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece o, namazını
bırakır. Hatta küfre de gidebilir.
Şayet o,
hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse...
ALLAH'ın huzuruna çıkarken, .ALLAH-ü Teala'yı öfkeli bulur.
Sonra şöyle dedi:
-Ya Muhammed, eğer
bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun... Sonra... eğer yalan
varsa... ALLAH (CC) beni kül eylesin.
İblis bundan sonra,
konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:
-Ya Muhammed, sen ümmetin
için ferah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların altıda birini
dininden çıkardım.
* * *
Bundan sonra...
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ona, yani İblis'e aşağıdaki
şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap
verdi:
- Ya laîn, senin oturma
arkadaşın kim?"
- Faiz yiyen.
- "Dostun kim?"
- Zina eden.
- "Yatak arkadaşın kim?"
- Sarhoş.
- "Misafirin kim?"
- Hırsız.
- "Elçin kim?"
- Sihirbazlar.
- "Gözünün nuru nedir?"
- Karı boşamak.
- "Sevgilin kim?
- Cuma namazını bırakanlar.
* * *
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir
mevzua geçti ve şöyle sordu:
- "Ya laîn, senin kalbini ne kırar?"
- ALLAH yolunda cihada
koşan atların kişnemesi...
- "Peki, senin cismini ne eritir?"
- Tevbe edenlerin tevbesi.
"Peki, ciğerini ne parçalar, ne
çürütür?"
- Gece ve gündüz, ALLAH'a
yapılan bol bol istiğfar.
- "Peki, yüzünü ne buruşturur?"
- Gizli sadaka.
- "Peki, gözlerini kör eden nedir?"
- Gece namazı.
- "Peki, başını eğdiren
nedir?
- Çokça kılınan cemaatle namaz.
* * *
Resûlullah (s.a.v.)
Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:
- "Sana göre insanların en saadetlisi
kimdir?"
- Namazlarını
bilerek kasten bırakanlar.
- "Peki, sana göre
insanların en şakisi kim?"
- Cimriler.
- "Peki, seni işinden ne alı
koyar?"
- Ulema meclisleri.
- "Peki, yemeğini nasıl yersin?"
- Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
- "Peki, sam yeli estiği zaman ve
ortalığı sıcaklık bastığı zaman
çocuklarını nerede gölgelendirirsin?"
- İnsanların tırnakları arasında.
* * *
Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra, bir
başka mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.
- "Rabbinden neler talep ettin?"
- On şey talep ettim.
- "Nedir onlar, ya laîn?"
- Şunlardır:
1- ALLAH'tan diledim ki,
beni adem-oğullarının malına ve evladına ortak ede...
Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:
- "Onlara
ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki
şeytan onlara en çok gurur vaad eder..." (17/64) Ayet-i Celilesi ile
sabittir.
Her besmelesiz kesilen
hayvan etinden yerim faiz ve haram karışan yemekten de yerim.
Şeytandan ALLAH'a
sığınılmayan malın da ortağıyım.
Cinsi münasebet
anında; ALLAH'a şeytandan sığınmayan kimse ile
birlikte hanımı ile birleşirim... Ve o birleşmeden
hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
Her kim hayvana binerken,
helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla
beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum.
Bu da Ayet-i Kerime ile
sabittir. ALLAH-ü Teala bana şu emri verdi:
- "Onlar üzerine
süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart..." (17/64)
2- ALLAH-ü Teala'dan
diledim ki: Bana bir ev vere... Bu dilediğim üzerine hamamları bana
ev olarak verdi.
3- Diledim ki; bana bir
mescid vere. Pazar yerlerine bana birer mescid yaptı.
4- Benim için bir okuma
kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yaptı.
5- İstedim ki; benim
için bir ezan vere. Mezmurları verdi.
6- Diledim ki; bana bir
yatak arkadaşı vere... Sarhoşları verdi,
7- Diledim ki; bana
yardımcılar vere... Bunun için de kaderiye mensuplarını
verdi.
8- İstedim ki; bana kardeşler
vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet
yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir:
- "O kimseler ki;
mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın
kardeşleri olmuşlardır..." (17/27)
Bir ara Resûlullah
(s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:
- "Eğer
söylediklerini, ALLAH'ın kitabındaki ayetlerle isbat etmeseydin.
Seni tasdik etmezdim."
Bundan sonra İblis devam etti:
9- Ya Muhammed, ALLAH'tan
diledim ki, ademoğullarını ben göreyim; ama onlar beni
göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.
10- Diledim ki;
ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa... Bu da
oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim... gezerim... hem
nasıl istersem...
Bütün bu isteklerimi verdi.
- Hepsi sana verildi.
Buyurdu... Ve ben bu
hallerimle iftihar ederim. Sonra... Şunu da ekleyelim ki; benimle beraber
olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte... böylece
kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.
Bundan sona İblis şöyle anlattı:
- Benim bir oğlum
vardır... Adı: ATEME'dir. Bir kul, yatsı namazını
kılmadan uyursa... gider; onun kulağına bevl eder... Eğer
böyle olmasaydı; imkan yok, insanlar, namazlarını eda etmeden
uyuyamazlardı.
Benim bir oğlum daha
vardır ki; onun adı da; MÜTEKAZİ'dir... Bunun vazifesi de;
yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.
Mesela: Bir kul, gizli
bir taat işlerse... ve bu yaptığını da gizlemeye
çalışırsa... MÜTEKAZÎ onu dürter... En sonunda o gizli amelin
yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur.
Böylece: ALLAH-ü Teala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu
imha eder... biri kalır. Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir
amel için tam yüz sevap verilir.
Sonra... benim bir
oğlum daha vardır ki; onun adı da KÜHAYL'dir. Bunun işi de
insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip
hutbe okurken.' Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya
başlarlar. Ulemanın sözlerini işitemezler. Böylece hiç sevap
alamazlar.
Bundan sonra İblis şöyle anlattı:
- Hangi kadın
olursa olsun... Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra...
her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur... Ve
onu, bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir.
Mesela:
- Elini kolunu
dışarı çıkar; göster. Der... O da, bu emri tutar... Elini,
kolunu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini
tırnakları ile yırtar.
iblis, bundan sonra
Resûlullah (s.a.v.) Efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı:
- Ya Muhammed, bir
kimseyi delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur.
Ben, ancak vesvese
veririm ve bir şeyi güzel gösteririm... o kadar.
Eğer delalete
sürüklemek elimde olsaydı; yeryüzünde:
- ALLAH'tan başka
ilah yoktur ve Muhammed ALLAH'ın resulüdür.
Diyen herkesi, oruç
tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini
dalalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde de, hidayet nevinden bir
şey yoktur. Sen ancak ALLAH'ın resûlüsün. Ve tebliğe memursun.
Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzünde tek kafir
bırakmazdın.
Sen, ALLAH'ın
halkı üzerinde bir huccetsin... ben de, kendisi için ezelde şekavey
yazılan kimselere bir sebebim.
Said olan kimse, taa, ana karnında
iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir.
Saadet ehli kılan
ALLAH... Şekavet ehli kılan da ALLAH.
Bundan sonra...
Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i
Kerimeyi okudu:
- "Bunlar, taa,
sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak
Rabbın esirgedikleri hariç..." (11/119)
- "ALLAH'ın
emri behemehal yerini bulan bir kaderdir..." (33/38)
Bundan sonra, Resülullah
sallallahu aleyhi ve sellem (s.a.v.) Efendimiz, İblis'e şöyle
buyurdu:
- "Ya Ebamürre,
acaba senin bir tevbe etmen ve ALLAH'a dönmen mümkün değil mi? Cennete
girmene kefil olurum... Söz veririm..."
Bunun üzerine İblis şöyle dedi:
- Ya Resûlullah, iş
verilen hükme göre oldu... Kararı yazan kalem de kurudu... Kıyamete
kadar olacak işler olacaktır.
Seni peygamberlerin
efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden
seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin
efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen ALLAH'tır. Ve o:
Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.
Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı:
- İşte... bu
söylediklerim, sana son sözümdür... Ve bütün söylediklerimi de doğru
söyledim.
Evvel, ahir, zahir,
batın, alemlerin Rabbı olan ALLAH'a hamd olsun.
Efendimiz Hazreti
Muhammed Nebiye sallallahu aleyhi ve selleme
ALLAH celle celalüh salat
eylesin. Keza onun aline de... ashabına da... Amin!
Bütün
peygamberlere selam... Alemlerin Rabbı olan ALLAH'a da, tekrar hamd
olsun...
---------------------------------------------------------------------
Ey Evladım…
Bu yayınlarımızdaki esas maksat HAK
yolunun inceliklerini, özünü tanıtmak olduğundan; dini bilgilere,
hayat hikayelerine, hizmetlere ayrıntılı olarak fazla yer
veremiyoruz. Zira, internette DİN yazıp, arasanız binlerce sayfa
bulursunuz.
Fakat tarikat, tasavvuf, ALLAH dostu (celle celalüh),
evliya, mürşidi kamil gibi…ancak o
diyarlarda yaşamış, o yollardan gidip-gelmiş
kimselerin bildiği ilimden, bir miktar güzellikler sunmak istiyoruz.
Şunu
hiç unutmayın…ŞERİATI, yani bu yüce DİNİ iyice
öğrenmeden…hakiki bir mürşidi kamil bulmadan… asla tarikat-tasavvuf
yoluna girmeye kalkışmayın.Yol,
muazzam düşmanlar ve tuzaklarla doludur. Bilmeyene, rehberi
olmayana acımazlar…
…………………………………………………………………….
Aziz
kardeşlerim…Bu bilgiler çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Bütün
emeği geçen kardeşlerimden,
karşılık beklemeden elindekini milletin hizmetine
sunanlardan ALLAH’ım razı olsun…Amin…
Biz
dahi aynı niyetle bu yoldayız. Ki, nasibi olanlar doğru
öğrensin, doğru yaşasın ve inşallah HAK yolda
kazansın…Başarı diama ALLAH’tandır…
.............................................................................................................