EDEB  YA  HU … BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM  EDEB  YA  HU           

      ÇOK  MÜHİM  EDEP  VE  BİLGİLER

 

         Ey evladımBu aziz vatanı, bu şanlı tarihe ve ulvi güzelliklere sahip zeki milletimizi, maddi ve manevi değerlerimizi canından kıymetli bilmedikçe…Devletin malını, dağını, taşını, sularını, ormanlarını öz malın gibi korumadıkça…Milletimizi, vatanımızı bölmek isteyenlere karşı dağ gibi durmadıkça…

 

        Askerliği,  en yüce vatan ve namus borcu saymadıkça…Askerliğin, her saniyesine değer vererek yapmadıkça…

    

        Hangi  işte çalışırsan çalış, dakikasına dikkat ederek birinci sınıf çalışmadıkça…Aldığın görevleri ALLAH’ım beğensin diye yapmadıkça…Edep, doğruluk, helal lokmaya dikkat  etmedikçe…Bu Nadide Dinimizden ve bu yüce tasavvuf yolundan bir şey beklemeyesin…Bunlara  riayet  etmeyenlerle  işimiz olamaz…VATANA,  MİLLETE  VE  HAK’KA AŞIK…HAKİKİ  ANADOLU  YİĞİTLERİYLE YÜKSELEBİLİRİZ  ANCAK…

 

Ey evladım…Yola atılmış bir dikeni, taşı, çiviyi ordan kaldır. Suya düşmüş karıncayı kurtar. Sokakta bakımsız ve sahipsiz kalmış yaralı hayvanı tedavi ettir, onlara ekmek ver. Kimsesiz gariplerin hatırını sor. Hastaları ziyaret et. Gücün varsa fakirlere odun kömür al, yetimi-öksüzü giydir. Apartmanda çok ses çıkartma. Sokakta yatan birine bir çay içir. Bir parça kağıt bile olsa, devlet malını kendi işinde sakın kullanma…Hakkın olmayanı alma. Herkese hakkını helal et, kendi kusurlarınla uğraş…

 

Eğer…Bildiklerimizi  bütün  milletimize, bildiğimiz gibi öğretebilseydik…Bu mübarek Dinimizi, bizim kadar ince bilseydiler…Jandarma, polis, hakimler hiç yorulmazlardı…Bütün bankaların kasalarını, kuyumcu dükkanlarını gece gündüz açık bırakabilirdiniz…Kimseler dokunamaz ve kimseler  büyük suçları işleyemezdi…Bilmiyorlar…Önce dünyada uğrayacakları acıları…Sonra da kabirdeki  işkenceleri  bilselerdi…

 

 İki cihan saadetinin anahtarı…EDEB…DOĞRULUK…HELAL LOKMA…

 

                         TASAVVUF---TARİKAT---HAKİKAT  YOLU

 

            Ey evladım…Bir mürşidi kamile ulaşmakla, iki cihan saadetinin anahtarına kavuşmuş bulunuyorsun…Ne büyük ikramdır, mübarek olsun…

           İhtimaldir ki, bu muhteşem yolculuğun başında önce Cemal  perdesi aralanır…Kalbinde görünmez şimşekler çakar. Gönül dağlarından ırmaklar akar, virane bağların yemyeşil olur. HAK gülleri açar orda. Kuşlar öter. Sanki manevi bir alemde uçarsın. Bir hafiflik duyar mesud olursun.

           Gözlerin ibretle bakar, HAK sevgisiyle dolarsın. Herkese haykırmak istersin saadetini. Fakat her şeyini saklaman gerek, sır tutmak esastır bu yolda. –Bu zamana kadar boşa yaşamışım,dersin. Bütün mahlukata şefkatle yaklaşırsın. Gözlerin nemlenir bazen. Hoş  cümlelerle konuşursun. Güzel rüyalarla süslenir uykuların. Daha nice sayısız değişik ikramlar  gelebilir. Herkese aynı olmaz. Kula göre değişir.

            Kimine hemen yolun başında perde açılır, sırlar dünyasına dalar. Kaybolanın yerini bilir, kabirdekinin halini görür. Evliya olan zatı tanır. Kimi ise ya hiç göremez ya da çok az bulur bunlardan. Kimisi de keramet cinsi fevkaledelikler gösterebilir…

 

Kendisi  yanıp  kor olmayan…Başkasının kalbinde ateş yakamaz… Tasavvuf yoluna girdim, tamam her şey güzel olacak, her dert bitecek, ben kurtuldum…gibi  yersiz düşüncelere kapılma. Aksine esas şimdi başlıyorsun hayata.  Mürid oldum diye hemen tebliğ yapmaya kalkma. Önce yetiş, sonra  konuşursun. Hele hocanın yanında sus devamlı. Başkasına ise, sadece çok lüzum eden yerde birkaç güzel söz  söyle.

 

Tasavvuf- tarikat,  altın bulma yeri değildir…Altın olma yeridir…Fakat altın topraktan ateşle ve nice kimyevi işlerle ayrılır. Sende kötü hallerinden ve nefsin kafesinden benzer çilelerle ayrılacaksın…

 

Dikenler arasında gül, çakıl taşları arasında inci ol…Lakin inci olmak hiç kolay değildir. İnci karanlıklarda… binlerce ton su ağırlığı altında ve istiridye kabuğunun içinde yetişir…

 

Kömür karbondur…Elmas da karbondur…Elmas, kömürden çok çok fazla zaman yerin içinde, milyonlarca ton ağırlığın altında, sıcaklık-nem gibi işkenceler neticesinde, kömür iken elmasa dönmüştür…Bir daha asla kömür olmayacaktır…Bazı elmaslara da elmas olmak yetmemiştir. Daha ileri götürülüp, elması bile kesen pırlanta elması olmuşlardır…İşte…Hakiki mürşidi kamil, irfan sahibi bunlardır…

 

Ey evladım…Tasavvuf yoluna girmekle sen diyorsun ki…                                                        

-Ya RABBİ, dünya ve  ahiret isteyenlerin olsun…Ben SENİ  isterim…Rızanı dilerim, katından bana ne gönderirsen razı olacağım, hiç itiraz etmeyeceğim, farzlara sünnetlere tam uyacağım, helale harama çok dikkat edeceğim, malımı, evladımı, eşimi, akrabalarımı, dostlarımı ve neyimi istersen alsan da…

Ben yolundan ve sevginden ayrılmayacağım… Bana vermiş olduğun mürşidimi de çok seveceğim, hürmette- hizmette kusur etmeyeceğim, ondan asla ayrılmayacağım, herkes terk etse, ben terk etmeyeceğim…Verdiği vazifeleri sual sormadan yerine getirmeye gayret edeceğim…Beni SANA ulaştırması için hocamı kabul ettim…demiş oluyorsun…Bu çok yüce ve  mesuliyetli  bir anlaşmadır…Kendi kafasına göre bozan nice acılara uğrar haberin olsun…

 

Bir zaman gelir…Güzellikler ve hoş günler bir fırtınayla geride kalır. Celal perdesi açılmıştır. Sıkıntılar, imtihanlar, yorucu ibadetler, kalpten o hoşluğun gitmesi bu mevsimde olur. Yine bazı keşif ve keramet cinsi ikramlar gelebilir.

            Şunu hiç unutmayın…Bütün bunlar, sadece yolun başındaki size ikram edilen geçici tatlı cinsi şeylerdir. Ermişlik ölçüsü değildir. Asla bunlara değer vermeyin. ALLAH’ım  korusun gururlanmayı, oldum sanmayı ve kendini beğenmeyi başlatır. Ne görürseniz görün, ne bulursanız bulun, sizin olduğunuzu sadece mürşidiniz bilir ve günü gelince icazet verir. O güne kadar kendinizi bir hiç bileceksiniz…

 

Ey evladım…Bu mübarek yolun şakası yoktur, hakkıyla yaşamayan çetin acılara düşer. Dikkatle yaşayanlara ise bela ve imtihan kapısı açılır…Geceler uykusuz, gözler yaşlı, gönüller yaralı olmaya ve ıstıraplar bazen ard arda gelmeye başlar…Her kulun dayanamayacağı kayıplar olabilir…Derinden sarsılırsın, taze bir hayata başlamak için.

Gurbet, yoksulluk, gariplik, kimsesizlik, yalnızlık, hastalık, hor görülmek, sevdiklerinden ve eski alışkanlıklarından ayrılmak gibi çok çeşitli imtihanlar  iner başına…Korkma, HAK’ka güven…

 

Gelen belalar seni mahvetmek, yıkmak için değil…Zalim nefsini eritmek, şeytanını kahretmek ve seni yeniden inşa etmek içindir…Eğer bunlara dayanamaz ve isyan edersen…Önce acılarla ikaz edilirsin, uslanmazsan bu yoldan kovulur  ziyanda kalırsın…

Bu muhteşem yola kavuştuktan sonra hayatın değişmezse, eski helale harama dikkat etmeyen dostlarla yine muhabbet, dedikodu, yeme içme devam ederse…Televizyon dizileri, ahlaksız program seyretmeler sürerse…Tam takva bir hayata başlamazsan, boşa yorulma…

 

Al sana şu kadar zikir haydi güle güle, eskisi gibi devam et…Asla, yok böyle bir tarikat…Çok gördüm.-Falan yere bağlıyım.Dediği halde tasavvufi bir hayatı yaşamıyor  fakat iddia ediyor. Bir yere varamaz, belki kovulmuştur  haberi yok…

 

Gel bize bağlan o seni uçururNe hazin bir düşünce. Hangi mürşid, hangi çalışmayanı uçurmuştur acaba…Siz candan hocaya bağlanmadan, birinci sınıf takva yaşamadan, gerçekten fedakar bir çalışma sergilemeden, gelen belalara sessizce razı olup HAK’ka kulluğa devam etmeden, şeriatı-bu Dini güzelce öğrenip, ona göre davranmadan, tarikat edeplerine riayet etmeden, bilmemki hangi şeyh uçurmayı düşünür…

 

Müridlerin halleri doğrudan mürşidi etkiler. Eğer müridler günaha dalarsa …yaptıklarının cezası mürşidin başında patlar…Halkın nazarından düşürecek haller gelir, mürşid ağlar…İşte o zaman…İşte o zaman, ey müridler siz iki kat ağlatılırsınız…Çünkü mürşidi inlettiniz…

 

Asla…Tarikatlar arasında ayrım yapılmaz. Tarikatların farklı oluşunun bir sebebi de insanoğlunun  farklı meşreplerde bulunmasıdır. Bir Kadiri yolunun çetin imtihanlarına her yiğit dayanamaz.

 

  Başka müridleri kendi yolunuza  döndürmeye çalışmak gibi bir fenalığa düşmeyin. Bütün mürşidler ve müridler çok sevilmeli, hepsi yüce tutulmalıdır…

 

Yine bir yere bağlı olduğunu söylüyor, lakin filan yerdeki mürşidi kötülüyor kendi hocasını yüceltiyor…Büyük hata…Sakının…Hiçbir mürid, asla bir mürşidi kamilin makamını tam olarak bilemez. HAK dostlarının makamını tartışmak sizin haddiniz değildir…Bu büyük bir cahilliktir…

 

Diğer bütün hakiki tarikat erbabı ile de çok candan dostluklar kurulmalıdır. Başka  tarikatta olmak farklı millettenmiş gibi uzak durmanızı icab ettirmez, bu da diğer bir hatadır. Bütün tarikatların müridleri,  HAK için, HAK yolda birleşin….Hepiniz aynı ALLAH’a  yakın kul olmak istemiyor musunuz…Hepiniz kardeşsiniz…Öyleyse birbirinizden niçin uzak durursunuz…Bu, HAK yola yakışır mı…Aramıza bu ayrılığı kim getirmiştir…Ne çareki bunları da gördüm…Sade kendi mürşidini ve arkadaşlarını yüce bilip, diğerlerini hiçe sayıyor… Şeytan tuzağıdır, doğru değildir.

 

Bir kimse bir mürşide bağlandıktan sonra, katiyyen kendi kafasına göre dilediği zaman ondan ayrılamaz, derhal tokat yer…Ancak mürşid kendisi başka yere gönderebilir yada vefat edince bir Veliyi vekil bırakmamışsa, o zaman gidebilir. Bunlar büyük edepsizlik olarak addedilir.

 

Ey evladım…Mürid, Mürşide bağlandıktan sonra, asla başka mürşidleri üstün görüp, o tarafa kayamaz, bir yerden ders alınca, başka bir yerden ikinci bir ders isteyemez…Bu büyük hatadır. Siz  zaten ancak bir dersin acılarına zor dayanırsınız , ikincisini nasıl düşünebilirsiniz…

 

En  mühim meselelerden biri de, mürşide bağlılık ve hürmettir…Öylesine çok sevip, sadakatla bağlanacaksınız ki, ondan bazen abes bir şey görünce- RABBİM  hocamla imtihan ediyor…Ben yanıldım, yanlış anladım deyip, kapatacak ve ömür boyu ayıbını saklayacaksınız. Sizi dövse, aleyhinde bir şeyler duysanız da terk etmeyeceksiniz…Hani derler ya…Ölesiye seveceksiniz. Ona böylesine bir sevgi ve sadakat duymadıkça bir şey beklemeyin…

 

Aziz Dostum, Hacı Bayramı Veli Hazretlerine, Akşemseddin Hazretlerine niçin bu kadar kısa zamanda icazet verdiği sorulunca demişki,- Yıllardır yanımda olanlar, ben bir şey söyleyince önce düşünür, tetkik eder, sonra  peki derler…Akşemseddin ise hemen  peki der…

 

Bayramın birinci günü, ilk olarak mürşidini aramayan mürid…sevgiden söz edemez, yücelere eremez…Böyle vefasız kimselerle nasıl yola çıkarsınız…HAK sırları emanet edilmez…Sevmenin icaplarını bilmeyene sevda gülleri verilir mi…Sevgi lafla olmaz…Sevgi harekettir…

 

Mürşidin kusurlarıyla uğraşmayın…O da bir kuldur. Bazen elinde olmadan hata edebilir. Siz hatalarını değil yüceliklerini alın. Her mürşidin hali farklıdır. Ondan kerametler, gaybı bilmesini, yiteni bulmasın beklemeyin. Bunları beklemek sizi yolda bırakır. Mürşid her şeyi bilemez. O’nun verdiği kadarını bilir.

 

Bir küçük kıssa…Bir mürşid talebesini, bir başka mürşide teslim eder, -Seninle şuraya gidip gelsin der. Bir zaman sonra, teslim alan sorar- Adın ne, mürid misal olarak- Ahmet oğlu Mehmet der…Yani sadece Mehmet demez. Günlerce yolculuk edip, dönerler. Başka konuşma almaz. Dönüşte hocası  diğer mürşide sorar,- Talebemi nasıl buldun…Teslim alan der ki…-Çok konuşuyor…

 

Bir müridi manevi olarak öldüren ise… hocasından soğumak ve ona düşmanlık duymaktır. Nefsin ve şeytanın en mühim silahındandır. Bu hale gelen mürid felakete uğrar, bütün hallerini kaybeder, hatta meczup olup sürünür…

 

Gece sabaha kadar ibadetle meşgul olup, gündüz öğlene kadar yatma. Bu ziyandır. Seher vakti kalk, namaz kıl, zikrini yap, dua et, tekrar yat, sabah namazına kadar.

 

 Sizlerden baştan savma, yüz rekat namaz istemiyoruz… En az iki rekat, her şeyine dikkat ederek, harika bir namaz bekliyoruz…Bu yolda amelin miktarına değil, ne niyetle ve ne kadar güzel yapıldığına bakılır.

 

 Mühim şeylerden bir başkası ise…Bilirsiniz, top oynayanları, şarkı-türkü söyleyenleri, sevenleri nasıl karşılar…Nasıl uğurlar, onları nasıl över ve anlatırlar, ne kadar çok bağlıdırlar…Öyleki, onları  görmek ve dinlemek için ne kadar yol kateder ve birde ne kadar para da öderler….

Batıl bir işte, sevenlerin böylesine çılgınca sadık, vefakar, fedakar ve azimli olmaları karşısında….EY HAK YOLCULARI…Sizler mürşidinizi nasıl sevmeli, uğruna neler yapmalı, nasıl karşılama ve uğurlama yapmalısınız…Varın siz düşünün…Düşünün ki…Onları geçerek MEVLAM’ı razı edesiniz. Çünkü, mürşide yapılan izzet-ikram ve hürmeti Yüce MEVLA’m Zatına yapılmış sayıyor…

 

Bütün bunları sizleri korkutmak, kaçırmak için anlatmadım…Maksadım işin ciddiyetini öğretmek. Tasavvuf ve tarikat çok mesuliyetli bir hayattır.

 

 TASAVVUF… Yüce dağ başında çiçek açan… yabani çalının…harika bir bahçıvan tarafından alınıp… münbit  bahçeye dikilerek… güzel kokular saçan… dikensiz gül haline getiririlmesidir

 

Tasavvuf, kalbi sâf yapmak, kö­tü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi ol­duğu için, yaşayan bilir, ta'rîf ile, anlaşılmaz.

Tasavvuf  ilmi, kalb ile yapılması ve sa­kınılması lâzım olan şeyleri ve kalbin, ru­hun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlâk ilmi) de denir.

Tasavvuf, dînin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan te­mizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.

Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.

Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.Tasavvuf Edeb DemektirTasavvuf, kadere rızâdır.Tasavvuf, HAK Teâlâya,  kayıt­sız şartsız teslimiyettir.

Tasavvuf, insanı, ibâdetlerde lâzım olan ihlâsa ve insanlara karşı lâzım olan güzel ahlâka kavuşturan yoldur, insana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.

Tasavvuf, her sözünde, her işinde, Dine yapışmaktır.

Tasavvuf, ızdırâb çekmektir. Sükûn ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Ya'nî, âşıkın ma'şûku aramaya çalışması, ma'şûktan başkası ile rahat etmemesi lâzımdır.

Tasavvuf, Resûlullahın sallallahu aleyhi ve sellemin  mübarek kalbin­den çıkıp, evliyanın kalblerine gelen bilgi­lerdir.

Tasavvuf kalbin arındırılmasıdır:"Tasavvuf, nefsin tüm nazlarını ve arzularını terk etmektir."

Tasavvuf zorlu ve çetin bir yolculuktur.                                                                              

Tasavvuf, çiledir, sıkıntıdır; ıstırap ve çilenin olmadığı yerde tasavvuf yoktur.

Tasavvuf, şu üç şey üzerine kurulmuştur:

 Zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmadan uymamak ve mecburiyet olmadıkça konuşmamak. "Tasavvuf, duyu organlarını zabt, nefislerini denetim altına almaktan ibarettir."

 

TARİKAT… Tatsız meyve veren gönül ağacının, kökünden sökülüp, şuurlu bir dost eliyle, verimli araziye dikildiği, nefsin ve şeytanın kahra uğratıldığı, alçak heveslerin kırıldığı, insan tabiatında yeşermiş zehirli otların ayıklandığı, kalbi ziyan eden kirlerin temizlendiği ve yücelerden huzur yağmurunun yağdığı müstesna bir alemdir

 

TARİKAT… Sahibi gibi eşsiz olan… bu harika dini, birinci derece takva, vera, merhamet, doğruluk, temizlik edep ve titizlikle yaşamaya çalışmaktır… 

TARİKAT…HAK dostları, gönül sultanları, aşıklar, sadıklar, mürşitler ve yüksek ahlak sahibi, temiz kullar yetiştirme mektebidir…

 TARÎKAT:
Tasavvuf yolu; insanları mânen olgunlaştırmak, terbiye etmek, yetiştirmek için, tasavvuf büyüklerinin tâkib ettikleri yol.

 Nasıl ki… Her toprak gül yetiştirmeye müsait değilse, her insan da tarikata  münasip değildir...

 Tarikat…Her isteyenin, hemen kabul edileceği sıradan bir mahalle mektebi değildir…Çünkü, tarikattan HAK dostları, İrfan sahipleri, marifet çiçekleri yetişir.

 

Hayatın binbir çilesinden, acılarından tatmış, dünya ve insanların eziyetleriyle sabır sınırları zorlanmış, kalbi kırık, gönlü yaralı, gözleri yaşlı, temiz kalpli, merhametli ve yüksek gayeleri olan kimselerden, bu mektebe ezelden layık görülenler davet edilir. Zira onlar, bu aziz yola ve yolculuğa lazım gelen manevi teçhizatla doğmuşlardır…

  

Hakiki tarikatlar asla birbirinden ayrı düşünülemez. Her ne kadar isimleri farklı olsa da; hedefleri bir, edepleri aynı, şeraitleri bu ulvi dindir…yalvardıkları MEVLA hepsini duyar. Kadiri, Nakşibendi, Rufai gibi isim almalarının sebebi, bir düzen ve zikir tertibi getiren zatlardan dolayıdır.

 

Aziz Hocam Abdülkadir Geylani Hazretleri, belli zikir, fikir, edep, disiplin ve zikretme şekli meydana getirmiş, bu usullerle müridleri terbiye etmiştir. Bir düzenle yapılan bu terbiye şekline, kurucusu olduğu için kısaca “Kadiri-Kadiriyye Tarikatı, Kadiri Yolu” gibi isim verilmiştir.

 

Mühim bir husus ise… Kadiri yolu, Nakşibendi yolu misalinde olduğu gibi asla, Şeriatten-Dinimizden ayrı bir takım yollar anlaşılmasın…Yol birdir…ALLAH  celle celalüh yoludur. Farzlara, sünnetlere, edeplere riayet ederek, en yüksek seviyede güzel yaşayıp, ALLAH’ın razı olduğu kulluk makamına ermektir muratları.

Tarîkatların çeşitli isimler alması, başka başka olmalarından değildir. Aynı mürşidin (yol gösteren, rehberlik eden âlimin) talebeleri, birbirlerini tanımak ve mürşidleriyle tanınmak için bulundukları yola mürşidlerinin (hocalarının) ismini vermişler dir. (Abdullah-ı Dehlevî Hz.)

 

Bütün hakiki tarikatların tek hedefi vardır…HAK Dostu, güzel ahlaklı insanlar yetiştirmek

Günümüz kelimesiyle tarikatlar,  aynı merkeze giden otoyoldaki yan yana sıralanan şeritler gibidirler…Sadece terbiye şekli ve zikir yapma yönünden ufak farklılıklar görülür.

 

Şöyleki; Kadiri yolunda açıktan (cehri) zikir yapılırken, Nakşibendi yolunda içinden (hafi) zikir yapılır.Hepsinde kelimei tevhid çekilir, hepsinde Yüce ALLAH’ımın Esma ül Hüsna’sından seçilen mübarek isimler zikredilir.Cehri zikir Hazreti Ali radıyallahu anh efendimizin yaptığı zikir… Hafi zikirde ise, Hazreti Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh efendimiz, misal alınmaktadır.

 

İsmi ne olursa olsun…Hakiki tarikatların ana gayesi, kulu terbiye ederek ahlakını güzelleştirmek, kalbini temizlemek, nefsini disiplin altına almak, farzlara-sünnetlere çok dikkat ederek yaşamayı öğretmek ve neticesinde HAK’ka yaklaşmayı temine çalışmaktır. 

Günümüzde, sıradan bir dünyalık ilim öğrenmek niyetiyle, üniversite adı verilen yüksek okullara girmek isteyen talebeler, ne imtihanlarla, ne büyük eziyet ve masraflarla nasıl zorlanmaktadır.

 

Tarikatta ise HAK ilmi, Ledünni İlim, İrfan, Marifetullah gibi ancak o yücelere layık görülüp tadanların anladığı, sadece seçme kulların bildiği muhteşem güzelliklere erilir.

 

Bir tek dünyalık ilim için, her gelenin layık görülmeyişine rağmen, tarikata her isteyeni, incelemeden nasıl alabilirsiniz…

 

Şunu hiç unutmayın…ŞERİATI, yani bu yüce DİNİ iyice öğrenmeden…hakiki bir mürşidi kamil bulmadan… asla tarikat-tasavvuf yoluna girmeye kalkışmayın…Yol,  muazzam düşmanlar ve tuzaklarla doludur. Bilmeyene, rehberi olmayana acımazlar…

 

Tarikat Çeşitleri…

Terbiye usulleri bakımından tarikatlar ana hatlarıyla üçe ayrılır. 1- Nefsani tarikat.  2- Ruhani tarikat.   3-İkisinin karışımı olan tarikat.

 

Nefsani tarikat…

Abdülkadir Geylani Hazretleri hocamın tatbik ettiği, nefsin terbiyesine, onun zehirli dallarının ve köklerinin kurtulmasını esas alan terbiye etme şeklidir. Kadiri tarikatı nefsani bir tarikattır.

Nefsani tarikat, nefsin terbiyesini öne aldığı için terbiye ederken çok çetin manevi ıstıraplarla nefsin beli bükülür, saçları ağartılır, bir daha geri yeşermeyecek şekilde zararlı ne varsa kurutulup, yok edilir.

Bu sebeple nefsani tarikat terbiyesine giren kimselerin, çok sabretmeyi öğrenmeleri icap eder. Ayrıca nice kardeşimizin yolculuğu dört, sekiz, onaltı sene ve daha fazla sürebildiğinden kiminin de tamamlamaya ömrü yetmemektedir.

Fakat…En mühim tarafı şudurki…Bir kere nefs terbiye edilince bir daha geri dönüşü olmamaktadır….Yani tekrar eski terbiye edilmemiş kötü hallere düşmesi yoktur. Neticesi kesin zaferdir…Zira yeşerecek dal bırakılmamıştır. Onun için bu tarikatta ermek, uzun zaman alsa da kaybetmek muhaldir (imkansızdır) denilmektedir.

 

Ruhani Tarikat…

Ruhun terbiyesini öne alarak, nefsin hükümdarlığını yıkmayı esas alan bir terbiye şeklidir. Nakşibendi  tarikatı ruhani bir tarikattır. Daha yolun başında güzel çalışanlar nice manevi güzelliklere ererler, sırlar dünyasından manzaralar seyrederler.

Lakin…Ruh güzellikleri tadarken, nefs köşeye sıkıştırılmış aslan gibi beklemektedir. Ruha gelen kuvvetler karşısında sinmiştir. Uyur görünür.

Ne zaman ki kul, biraz gevşer, dikkati bırakır…O an nefs kafesinden fırladığı gibi ruhu tekrar yere serer, kalbi eline alır…Ve o güzel diyarları gezen, nice lezzetleri tadan kardeşin elinde eski acı günler kalır.

Sanki hiç terbiye olmamışcasına geriye döner. Tekrar aynı çalışmalara devam etmesi, yeniden başlaması gerekir. Ancak çok uzun yıllar ısrarla ve dikkatle devam edenler kalıcı neticeye ulaşırlar.

 

İki tarikatın karışımı…

İki tarikatın usullerinden, bazı tatbikatları alarak terbiye etmeyi hedefleyen tarikat erbabı da vardır. Onlar da nice güzel dost kazandırmışlardır bu yola.

Bütün güzel tarikatlar elinden pek çok harika insan yetişip, HAK gülleri dağıtmışlardır aleme. Ne mutlu o mübarek dostları tanıyıp sevenlere, talebe olanlara, onlara yardım edenlere…

 

 Rabıta…

Rabıta, “bağ, münasebet, ilgi, alâka, bağlılık, mensub olmak...” gibi manalara gelir. Kendi şahsiyetinden sıyrılıp, şeyhin veya Resulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellemin şahsiyetiyle bütünleşme, bir sevgi bağı kurma şeklinde uygulanır.

 

Tasavvufta Çile…

Tasavvuf yolu, bir çile yoludur. Kaba demir kızgın ateşe atılmadan şekillendirilemez. Öyle de, çilesiz nefsi arıtmak mümkün değildir. Saadet sarayına meşakkat yolundan varılır. Tasavvuftaki “çile” ifadesi “kırk gün” manasında Farsça bir kelime olup, Hz. Musa Aleyhisselamın Tur-i Sina’da Tevrat’ı almak için kırk gün riyazette kalmasından alınmıştır. Diğer bir manası da başa gelen ıstırap ve acılarla yaşamaktır. Azap ateşleriyle yanmaktır. Hain nefs ancak böyle arınır kirlerinden…

 

İslâmiyet, ana hatlarıyla iman, ibadet ve ahlaktan ibarettir. Kelâm ilmi imanı, fıkıh ilmi ibadeti, tasavvuf ilmi de ahlakı ele alır. Tasavvuf, İslâmı derûnî bir şekilde yaşamaktır. Ruhî ve vicdanî bir duyuşun mahsulüdür. Şekilden mânâya geçmek, kabuktan öze ulaşmaktır. Kâlin hâl olmasıdır.

 

Tasavvuf, İslâmın bildirdiği hedeflere ulaşmada etkili bir yoldur. Bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.Yani kalp ve ruhunu, Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu sıfatlarla donatmaya çalışmak. İlahi ahlak, en kısa ifadesiyle, “Kur’an ahlakıdır:”

 

Tasavvufta Dünyayı terk etmek…

Tasavvufun mühim esaslarından biri, dünyayı terk etmektir. Şüphesiz bu terk, kesb (çalışma) yönünden değil, kalp yönündendir. Mahiyetine hem madde, hem mânâ derc edilen insan, maddenin mahkumu olmamalıdır. Zira madde, ancak mânâya hizmetkar olabilir.

HAK yolda olanın bilakis en güzel şekilde helal lokma kazanmaya çalışması muhakkak şarttır. Çünkü ibadetlerin kabulü için EDEB, DOĞRULUK ve HELAL LOKMA ilk sırada yer alır.

 Sade bir müslümana şart olan doğruluk ve helal lokma, tarikat erbabına mutlak lazımdır, ki bunlar olmadan HAK yolda yaşayamazsınız. Sizden bir şey kabul edilmez.

Yine tarikat yolunda başkalarına yük olmak yasaktır. Tam aksine başkalarının yükünü hafifletmek kulu HAK’ka yaklaştırır. Bunun içindir ki çalışmak ve helal kazanmak müslümanın yüce bir vazifesidir.

Bu yolda tembellere yer yoktur. Azimli, zorluklara tahammüllü, çalışkan, yüksek ahlaklı, iradesi çelikleşmiş kullara,  bu kapı daha çabuk açılmaktadır.

Dünyayı terk, yetecek kadarıyla iktifa etmek, fazlasını dağıtmak, kalben dünyalığı sevmemek, kaybettiğinde derin üzülmemek ve gönlü dünyalık işlerle meşgul etmemektir. Fakat sağlığı yerinde ise lokmasını helal yoldan kazanmak için çok gayret göstermelidir.  

ZİKİR…

Zikir, Allah’ı anmaktır. Kur’ân’ın sarih emirlerindendir. “Beni anın, Ben de sizi anayım” (Bakara Sûresi, 152), “Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz” (Enfal Sûresi, 45) ayetleri, bu konudaki pek çok ayetten sadece ikisidir.

Mühim…Hanımlar muayyen günlerinde asla zikir çekmesinler.

 

 EY EVLADIM...Şunlara çok dikkat et... 

Anlatacağım malumatlara gönülden inan ve tatbik et. İnşallah çok şeylere erersin.

               Rızıklar iki çeşittir...Maddi rızıklar, Manevi rızıklar...

 

1-Maddi rızıklar sabah erken saatlarda dağıtılır. Bu sebeple aman ha geç kalkanlardan olma. Mühim bir sebep çıkmadıkça sabahları daima erken kalk. 

Asla sabah saat 09 ile 10 arasında uyuma. Bu saatlarda uyumayı adet edinirsen AHMAK olursun...Ahmak aklını kullanamaz. Vücudu atikliğini kaybeder. Zekası durur. Hep hata yapar. Çünkü düşünemez.

Ayrıca, Aziz Peygamberim sallallahu aleyhi ve sellemin -Ya RABBİ erken başlayana çok ver... diye dua ettiğini hatırlıyorum. 

2-Manevi rızıklar, ikindi ile akşam namazı arasında dağıtılır...Bu vakitlerde... şu iki ...işi yapma... 

Sakın ikindiden sonra uyuma. Eğer sık sık bu vakitlerde uyursan cinnet geçirirsin...Delirirsin...

 

Yine ikindi ile akşam namazı arasında eşinle cinsi münasebette bulunma...Bütün münasebetlerden önce  muhakkak Euzu Besmele çek. Bu vakitte hanımın hamile kalırsa, çocuğun sakat doğma ihtimali vardır...Bunu Mübarek Hocam Şekerci Dede Hüseyin Ayçiçek Hazretleri bildirmiştir...

 

3-Mübarek gün ve gecelerde, eşinle münasebette bulunma...Bu gün ve geceler, ALLAH'ım tarafından Müslümanların bağışlanması, yükselmesi ve hatalarından kurtulmaları için İKRAM olarak verilmiştir... 

Böyle gün ve geceler...tövbe, zikir, dua ve ibadet geceleridir. Onun yerine nefsin hayvani arzularını doyurursan yazık olur sana... 

Bu aziz gün ve geceler şunlardır...Arefe günleri, arefe gününü bayrama bağlayan gece, Ramazan ve Kurban bayramı ilk günü, bayram yaptığımız ilk günün gecesi, Aşura günü, Mirac kandili, Regaib kandili, Beraat gecesi, Kadir gecesi ... 

AŞURA GÜNÜ…

Muharrem ayının onuncu günü… AŞURA GÜNÜ dür…

Bu mübarek günde yapılacak ibadetlere çok büyük sevaplar verilmekte, günahlar bağışlanmakta, derece yükselmektedir.

Böyle nadide günlerden faydalanmak akıllıca bir iştir. Ne kadarını yapsak, hepsi kârdır. Hiç yapmayana göre üstünlüktür…

Aşura gününü, başka mezheplerden, başka niyetlerle kutlayanlar olabilir. Bizim onlarla en ufak benzer niyetimiz olamaz.

Biz Aşura gününü HAK Teala aziz kıldığı için kutluyor, Yüce Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bu amelleri yapmamızı istediği için yapıyoruz.

Aşura günü yapılacak güzel amellerden bazıları şunlardır… 

Oruç tutmak. -Yetimin başını okşamak. -Oruçlu birine iftar ettirmek. -Boy abdesti almak.

Gözlerine sürme çekmek. -Hasta ziyaret etmek. -Birine, bir içim olsun su vermek.

              Namaz kılmak. -Çoluk çocuğa bolluk göstermek. Aşura gününe bağlayan geceyi ihya etmek.

ON GÜNLER

Zilhicce ayının ilk on günü. Onuncu günü Kurban bayramıdır.Bu günler ve on geceler müthiş sevaplar ve kazançları müjdeler. Bu harika gecelerde, gecenin son üçte birinde namaz kılıp dua etmek, murada ermeye vesiledir.

Yine bu günlerde sadaka vermek, yoksulu doyurup giydirmek, hasta ziyareti, cenazeye katılmak, yetime yardım etmek, çevreye hizmette bulunmak çok kazandırır, ruhen huzur verir bilene.

Gündüzlerinde ise 9 gün oruç tutmak pek kıymetlidir.Gücü yetmeyenlerin hiç olmazsa arefe günü oruçlu olmalarını tavsiye ederim.

Fakat nasıl oruç?..Kabul edilen oruç…İbadetlerin hepsinin kabul olunma şartları ortaktır adeta…Bazıları :

Doğru olacaksın. Helal lokma yiyeceksin, helal kazanacaksın. Dedikodu yapmayacaksın.

Yalan söylemeyeceksin. Çok ve lüzumsuz konuşmayacaksın. Harama bakmayacaksın.

Haksızlık yapmayacaksın. Kul haklarından sakınacaksın. Mahlukata karşı merhametli olacaksın.

 

 On günler Kurban Bayramının birinci günü akşamı tamam oluyor. Kurban bayramında en büyük duaların kabul olacağını söyledi mübarek hocam.

ÜÇ AYLAR...

Recep, Şaban ve ramazan ayları…Çok büyük nimetlere kavuşmaya vesile olan mübarek aylarımızdır. Bu aylarda yapılacak, zikir, tevbe, dua, ibadet ve hayırlar pek muteberdir.

Yine harika kazançlara ulaştıran kudsi kandil gecelerimiz de bu aylarda talipleri bekler…

           Recep ayındaki Regaib ve Mirac geceleri, Şaban ayında Beraat gecesi, Ramazanda Kadir gecesi bu hazineleri bağrında taşırlar.

Recep ayının 27. Günü oruçlu olmak ayrıca üstün sevaplar getirmektedir. Gücü yetenlerin bu nimetten faydalanmalarını tavsiye ederiz.

ORUCU VE ABDESTİ BOZAN DÖRT ŞEY

Enes Bin Malik Radıyallahu Anh buyururki;Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimiz hazretlerinden duydum:

Dört şey,orucu ve abdesti bozar, amel-i haseneyi iptal eder:

1)Yalan söylemek,

2)Dedikodu etmek,

3)İftira etmek,

4)Genç kadınların yüzlerine şehvet kasdı ile bakmak.

 

OKUNMASI İCABEDEN GÜZEL KİTAPLAR… 

Ey Evladım…Hiç unutma ki, ALLAH’u Tealâ ilim ehlini, ilmiyle amel edeni ve bu amelleri ihlas ile yapanları sever.

 Yüce zatlar, cahilden pek amel kabul edilmediğini söylemişlerdir. Çünkü, cahilin yapıyorum derken yıktığını, şuursuz işlerinden de kimseye fayda sağlayamadığını işaret ederler adeta.

 

   "ALLAH celle celalüh, cahili asla velî edinmez" buyurulmuş.

 

Hangi mevzuda olursa olsun, önce bilenlerden, işin inceliklerini öğrenmeden yola çıkma. Yani, ilim tahsil et. Oku, araştır, hayatında candan tatbik et, o zaman faydasını görürsün. Aksi halde farkında olmadan hatalarla dolarsın. 

Hele birde bu, HAK yakınlığını aramak gibi eşsiz, yüce bir gaye olursa…Muhakkak ilim tahsil etmeli, derinlemesine öğrenmeli ve birinci sınıf dikkatli olmalısın.

 

 Bu yolun asla şakası yoktur…Cezaları çetindir, zira karşımızda bizi muhatap alan Yüce ALLAH celle celalüh vardır. O’na karşı yapılan saygısızlık, insanı perişan eder.

 

Aziz ALLAH’u Tealâ’ya, önce edeple, sonra ilimle ve bu ilimden öğrendiklerini birinci sınıf amelle süsleyerek yaklaşabilirsin… 

İşte size, çok faydalanacağınız bir kitap listesi veriyorum. Bulabildiklerinizi okuyun, öğrenin, tatbik edin ve içinizde aşk ateşi yanmaya başlayınca da, şeyh arayıp tasavvuf yolculuğuna başlayın…

 

Sakın ha…Okumadan, ilim tahsil etmeden, cahilce yola çıkmayın. Neticesi göz yaşı ve hüsran olur. O yüce kapıdan, edep, ilim ve salih amel ehli içeri alınır. Gerisi sadece boşa yorulur…

Ey Evladım…Aşağıdaki kitaplardan, İlahi Nizam, kitabını muhakkak oku, dinimizi öğren.

Sonra Büyük İslam İlmihali kitabını hazmet…

Şeytanın Hileleri kitapçığını gör, düşmanını tanı, seni nasıl yıktığını anla…

Bunlarla amel et. Çalışkan ve samimi olursan HAK aşkı başlar.

O zaman mutlaka Kalplerin Anahtarı (Miftah Ul Kulüb) kitabını iyice içine sindir, ayrıntılı bir şekilde beynine kazı…

Sonra tasavvuf yoluna girmek için şeyh aramaya başla, HAK’ka yalvar…Sakın ha, bu kitapları okumadan bu yola girme, sana yazık olur. Başarı ALLAH’tandır… 

Daha derin bilgiye sahip olmak isterseniz, Aziz Hocam Abdülkadir Geylani Hazretlerinin aşağıdaki kitapları size çok güzellikler kazandırır.

 

 Bunların haricinde fazla tasavvuf kitabı okumanızı tavsiye etmem. Çünkü yüce zatların, çeşitli hal ve makamda söyledikleri mübarek sözleri sizi çok meşgul eder. Bir cümleye bakar “tamam bende bu hal var, öyleyse oldum…veya bunlara eremedim vah bana…” gibi yersiz fikirlerle ana yoldan sapar, ziyan olursunuz…

 

Unutmayın ki, biraz mücahede, açlık, gece uykusuzluk ile bazı haller bulunur. Asla hallere, keşiflere, kerametlere kapılmayın, onlar ermişlik -evliyalık ölçüsü değildir…

Bir kimse Mülhime nefis makamında da keşfe kavuşabilir. Ya da ruhani tarikatta hemen  güzelliklere bakarsınız. Sadece görebilirsiniz. Olmadığınız halde seyredersiniz. Hedef, haller değil  MEVLA’ya kavuşmaktır…

Aziz kardeşlerim…Burada yazılanlar, kendi bilgilerimizden, tecrübelerimizden ve çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. Bütün emeği geçen kardeşlerimden,  karşılık beklemeden elindekini milletin hizmetine sunanlardan ALLAH’ım razı olsun…Amin

Biz dahi aynı niyetle bu yoldayız. Ki, nasibi olanlar doğru öğrensin, doğru yaşasın ve inşallah HAK yolda kazansın…Başarı diama ALLAH’tandır

 

                  DİNİ VE TASAVVUFİ KİTAPLAR

Kuran-ı Kerim meali……....Elmalıl Hamdi Yazır.

Ramuz El Ehadis……

Gunyetüt Talibin……….Abdülkadir Geylani Hazretleri…Sağlam yayınevi.

İlahi Armağan……...Abdülkadir Geylani Hazretleri…Bedir yayınevi.

İlahi Nizam………...İmamı Gazali Hazretleri.Tercüme,Yaman Arıkan.

Kalplerin Anahtarı……..Şemseddin Nuri Nakşibend Hazretleri.Huzur yayınevi.

Evliyalar Ansiklopedisi………..Türkiye Gazetesi yayınları.

Büyük İslam İlmihali……….Ömer Nasuhi Bilmen.

Şeytanın Hileleri…..........Muhiddin Arabi Hazretleri.

Müzekkin Nüfus….............Eşrefoğlu Rumi Hazretleri.

Adab………. Muhammed b. Abdullah el-Hânî

 

                  İNSANI YETİŞTİREN KİTAPLAR

Pendname(Öğütler)………….Feridüddini Atar Hazretleri…MEB.yayınları.

Yönetenlerin Yönetimi……..Ebunnecib Sühreverdi Hazretleri.Kervan Kitapçılık.

Bilinmeyen Osmanlı………….OSAV yayınları.

Hayat ne güzel……….Şaban Döğen….Yeni asya yayınları.

Gençliğin el kitabı…….Zübeyir Gündüzalp…Yeni asya yayınları.

Başarının yolları…….Cemal Uşşak…Yeni asya yayınları.

Saadet sırları……Rauf Denktaş…Yeni asya yayınları.

Gençlere öğütler……..Rauf Denktaş….Yeni asya yayınları.

Pembe mendil…………Cemal Kutay.

Ömer Seyfettin Hikayeleri…1….MEB.yayınları.

Başarı yolunda 70 altın kural……R…Şükrü Apuhan…..Timaş yayınları.

…………………………………………………………………………………

       EY  İNSAN

Ne söylüyor bak şu kuşlar,

Hazin hazin dinlesene…

Secde edip gizli gizli,

Seherlerde inlesene…

 

Niçin öter o horozlar,

Kimi zaman hoşa gitmez.

Kabul olur karanlıkta,

Nice dua boşa gitmez…

 

Boynu bükük seccadede,

Otur öyle affı dile.

Gece vakti Nur’lar iner,

Hüzün dolu dertli kalbe…

 

Uyan…Uyan Ademoğlu…

Kabre bırak bu uykuyu,

Gözlerinden perde kalkar,

Damla damla aksın suyu…

    --------------------